Birkaç hafta evvel yine bu sayfalarda bir sihirbaz filmini tan?tm??t?m, The Illusionist, Edward Norton ba?rolüyle. ??te ismi benzer bu iki filmden Türk yap?m? olan ilki ile taban tabana z?t.
Henüz ba?ta söyleyeyim, kesinlikle gidin ve görün bu filmi. Önce teknik ayr?nt?lar daha sonra da k?yas?ya öznel yorumlar?mla devam edeyim:
2006 yap?m? Hokkabaz, Ali Taner Baltac? (Vizontele‘lerin yard?mc? yönetmeniydi kendisi) ve Cem Y?lmaz yönetmenli?inde yine usta komedyen Cem Y?lmaz‘?n senaryosundan beyazperdeye aktar?lm?? s?cak bir öykü anlat?yor.
Cem Y?lmaz (?skender), Mazhar Alanson (Sait), Özlem Tekin (Fatma), Tuna Orhan (Maradona) ve Selim Erdo?an‘?n (Sabahattin) önemli rolleri payla?t??? film yakla??k iki saat sürüyor ve BKM Film yap?mc?l???nda sinemalarda yer buldu.
Heves kaç?r?p, sürprizleri aç?k etmeden k?saca konuya de?inmek gerekirse az çok ?öyle toparlayabilirim san?yorum:
?skender ve can dostu Maradona ?stanbul pavyonlar?nda sihirbazl?k yaparak geçinmeye çal??an iki “kaybeden”dir. ?skender’in babas? ise ölmeden önce Çanakkale‘yi ziyaret etmeyi kafas?na koymu?, inceden çatlak ama sert mizaçl? bir adamd?r.
“?skender ve Maradona kötü giden her ?eye bir dur demek ve bir at?ml?k barutlar?yla hayata kar?? bir deneme daha yapmak için ?skender’in kay?nbiraderinden ald?klar? karavan ile Anadolu turnesine ç?kmaya karar verirler. Üstlerine kalan baba karakteri yüzünden turne Çanakkale’de ba?layacakt?r ancak, genç dostlar henüz Çanakkale’ye varmadan u?ramak zorunda kald?klar? bir köyde ayn? zamanda ilk i?lerini de gerçekle?tirecekleri bir köy dü?ününe kat?l?rlar. Gelin Fatma bu andan sonra karakterlerimizin hayat?nda önemli bir yer edecektir. Olaylar geli?ir.”
Gelelim yorumlara. Belki çok iddial? olacak lakin bence Hokkabaz Türk sinemas?n? kurtaracak filmdir, film tipidir. Türk sinemas?n?n (kast?m festival sinemas? de?il, popüler sinemad?r, bunu özellikle belirtmek istiyorum ki sonradan hay?r bizi Nuri Bilge Ceylan dramlar? kurtar?r denmesin.) Amerikal? ile de?i?tirmeye çal??t??? eskimi? yüzü, denedi?i türler dahilinde kendini en iyi ?ekilde seviyeli komedide gösterdi buras? a?ikar.
Türk sinemas? her ne kadar halen Mehmet Ali Erbilli yeniden çevrim serilerle seyirci çekmeyi denese, bir ton para harcay?p bilimkurgu yapamayaca?? için Dünyay? Kurtaran Adam?n O?lu gibi b.k.-komedi türüne para yat?rsa da bunlarla günü ve yap?mc?y? kurtarmaktan öteye gidemeyece?inin bilincinde. Ve yine komedi filmi çekerken de çok paralar harcay?p i?in senaryo derinli?inden çok havada uçu?an kameralara eskisinden çok daha fazla para ödeyen Organize ??ler’in samimi ve s?cak Vizontele’den veya muhte?em film Her ?ey Çok Güzel Olacak‘tan geride kald??? da a?ikar.
O zaman elimize en iyi yapt???m?z ?ey kal?yor; o da dram ve komediyi harmanlamak. Cem Y?lmaz senaryosunda bunu ba?ar?yor hem de ikinci kez, Her ?ey Çok Güzel Olacak’tan sonra ikinci kez… Dozunda komedi, bir an gülerken bir an a?laman?za sebep olabilecek dram geçi?leri ve daha da önemlisi dü?ük yap?m maliyetlerine kaliteli filmler. Bugün bu sineman?n en büyük sorunu yap?mc?/da??t?mc? maliyetleri ise ç?kar böyle bir film yapars?n?z, aslanlar gibi hem kendinizi kurtar?r hem para hem de sayg?nl?k kazan?rs?n?z.
Bugün eminim ki Hokkabaz’a “yahu komedi diye gittik, e çok komik de?il” diye gidip horlayanlar olacakt?r. Veyahut s?rf Cem Y?lmaz var, Özlem Tekin var diye burun k?v?ranlar peydah olacakt?r do?ald?r. Lakin bu film, bu seneki film festivalinde Norveç ba??ms?z sinemas?n?n ba?r?ndan kopup gelecek minimalist bir yap?m olsayd?, bak?n o zaman nas?l ba?a taç etmek için depara kalkacakt? bir y???n insan. ?imdi söylenecektir i?te, “filmin bir numaras? yok yahu nedir bu övgüler?”. Evet filmin bir numaras? yok, film zaten böyle bir film. Kaç?m?z?n gerçek ya?amda numaras? var da bu filmde olsun. Bu filmde sihirbazlar Özgürlük An?t?‘n? yokeden cinsten de?iller, ?apkadan tav?an? zor ç?kar?yorlar, olay da burda zaten.
?imdi Cem Y?lmaz’?n ortada üç filmi varken bunlar?n k?yaslanmamas?, aslen ayr? türlerde dahi olsalar kar?? kar??ya getirilmemesi mümkün de?il. Cem Y?lmaz, Gora‘da (ki benim nazar?mda bir faciad?r, kaç seyirci çekti?i umrumda de?il) yapt??? “stand up”tan sonra beni korkutmu?tu. Hokkabaz’? duydu?umda “yine mi?” sorusunu sorup endi?elenmedim de?il. Lakin Gora’daki garip adam gitmi? yerine Her ?ey Çok Güzel Olacak’taki tedirginli?ini de üstünden atan muhte?em bir oyuncu gelmi? bu filmde. Üstelik bu parlayan performans? Mazhar Alanson’un da kesinlikle kusursuz oyunculu?u ile eküri sahibi olmu?. Ben filmde Özlem Tekin d???nda s?r?tan hiç bir yön bulam?yorum, o da kad? k?z?nda da olur, sinemaya yeni yeni ?s?n?yor o da Türk halk? gibi der geçerim.
Ayr?ca filmle ilgili dikkat etmeye çal??t???m, merak etti?im, çok önemli oldu?unu da dü?ündü?üm bir detay vard?. Argo ve küfür kullan?m?. GORA’da durmadan söverek güldüren Cem Y?lmaz, bu konuda kendisini a??r ?ekilde ele?tirenlere san?r?m en güzel yan?t? tüm film boyunca bir ya da iki basit küfrün kullan?ld??? bir aile filmi çekerek vermi? oldu.
Film için ele?tirilmesini bekledi?im bir husus da senaryodaki baz? ö?elerin (?ehitlik, ameliyat paras? vs.) yüzeysel i?lenmi? oldu?udur. Ancak film bunlardan prim yapmak ya da bunlara vurgu yapmak için de?il bilakis hayat?n kendi do?all??? içinde planlar?m?z?n ne kadar önemsiz, kendimize dair oldu?unu gösterecek bir gams?zl?kta oldu?undan bu durum beceriksizlik de?il, bu yönde bir istek var senaryoda diyebilirim.
Bu film kesinlikle bir Türk sinemas?n?n yapmas? gereken film örne?i kan?mca. Ve bu filmi tan?mlamak için “samimi, s?cak, hüzünlü ve komik” anahtar sözcüklerini kullanmak istiyorum.
Tekrar edeyim bitirirken, hemen ko?un izleyin, ç?k??ta da gidin güzel bir kahve yap?n kendinize, sahneleri akl?n?za getirin derim ben. Ba?ka bir yaz?da görü?mek üzere, esen kal?n.
-Erasmus’a gitti?ini belli etmek-
Bir buçuk ayd?r içinde bulundu?um durum ?eklinde bir giri? dü?ündüm ama buras? sözlük de?il ?eklinde çemkirmeler almak istemedim. Kapsaml? bir yaz? olsun. Elimizden geldi?i kadar do?ru ve düzgün yazal?m ki palanthaser yorulmas?n. Afiyet olsun.
Erasmus 1987 y?l?nda hayata geçirilmi?, Avrupa Birli?inin “tek vücut olma” prensibi dahilinde yarat?lm??, tüm uygarl???n (burada bat? kastediliyor) gelece?i ve garantisi olan gençli?in tam anlam?yla komple insanlar olmalar?na h?zl? yoldan ula?ma amac?n? güden bir proje. Olay?n temeli: projeye dahil olan ülkelerin üniversitelerindeki ö?rencilere belli bir miktar hibe verilir. Bu ö?rencilere yap?lan anla?malar ve bürokratik binbir i?kenceden sonra di?er üniversitelerde okuma imkan? sa?lan?r. Kay?t paras? al?nmaz. Dil kurslar? ücretsiz verilir. Kültür, dil, akademik bilgi al??veri?i yap?l?r. Ö?renci geri gönderilir. Y?llar sonra kurulacak olan tek hükümetli Avrupa Ülkesinin temelinde en az 3-4 dil bilen, di?er “Avrupal? Karde?lerinin” kültürünü bilen, birlik duygusu geli?mi? bir gençlik yarat?l?r.
Ekonomik birlik tamamlanm?? tamamlanm?? olmas?na da Erasmus bile bu paramparça Avrupa’y? bir araya getiremez. Buna sonra de?inece?iz. Öncelikle Erasmus’ta neler bekliyor bizi ba?tan sona bir anlatal?m bir Türk üniversitesi ö?rencisi olarak. Türkiye’nin Erasmus’a dahil olmas?n?n çarp?kl??? da yer almal? tabi bu yaz?da.
Erasmus ba?vurular? aç?ld?. Gittik okulumuzun Avrupa Birli?i merkezine (?imdi çok güzel giydirirdim burada onlara ama yeri de?il). Dedik ki ben de istiyorum. Bize bir liste verdiler. Bir de form. Doldur bunlar?. ?u belgeleri getir. Getirelim. Doldural?m. Nedir kabul kriterleriniz? Not ortalamas?, “ITU proficiency exam” (vaay) puan?, gidilen ülkenin dilinin bilinip bilinmedi?i, bir de “mülakat”. Öncelikle söylemek istiyorum bu kadar t?rt bir eleme a?amas? daha olamaz. Örnek verelim. ortalamas? 3,8 olan fakat almanca bilmeyen bir insan e?er ingilizce yeterlilik s?nav?ndan 90 ald?ysa, almanca bilgisi emule’ün aç?k b?rak?ld??? geceler sonunda al?nan meyvelerden ö?renildi?i kadar da olsa Almanya’n?n en prestijli üniversitelerinden biri olan Karlsruhe üniversitesine gidebiliyor. Yaln?z ortalamas? 2,5 olan, yeterlilik s?nav?ndan 70 alan istanbul erkek lisesi mezunu arkada??m?z yedeklere kal?yor. Ulan adam almancay? anadili gibi konu?uyor. Alman kültürü ile ha??r ne?ir olmu?. Belli ki bir birikimi var, bir tarz? var. A?z? laf yap?yor. Avrupa’da seni temsil edecek. “C?k”.
Neyse gitmeye hak kazand?k. Yüzlerce belge, ka??t, ko?turma bekliyor. Learning agreement, ikametgah, nüfus sureti (Bu laz?m olmayabilir ama belgelerin peygamberidir. Besmeledir. Yaz?lmal?.), hesap cüzdan?, kabul mektubu, pasaport fotokopileri, hocalar?n pe?inde ko?u?turma ile geçen haftalar?n ard?ndan imzalat?lm?? ve kaybolursa “çok kötü ?eyler”in olaca?? bilinen “ders kabul ka??tlar?”, kar?? okula gönderilen belgelerin gitti?ine dair kargo ?irketi belgesi fotokopisi, sa?l?k sigortas? (geçerli olacak), cart curt hatta ev baklavac?lar?n?n kulland??? ya?l? ka??t bile laz?m olabilir bulunsun. Yaln?z en önemlisi insana insan gibi davranmay? bilecek kadar insan olmayan insanlarla muhattap olmay? kald?rabilecek çelik gibi sinirler. Bunlar bakkallarda marketlerde pek bulunmuyor. Olaya giri?meden bir devlet dairesine gidip deneme yapmak laz?m. 10 dakika dayanabiliyorsan?z ba?vuru yapabilirsiniz.
Ka??tlar?n hiç biri kaybolmad?. Dosyan?z tastamam. Vize alacaks?n?z. Niye? Siz bir naavrupal?s?n?z (non-europan ancak bu kadar kötü çevrilirdi san?r?m). ?imdi Avrupal? denen insanlar?n birlik mirlik kuramayaca??na “ilk” kanaat getirdi?im noktaya geliyoruz.(Sonralar? birisi Avrupa Birli?i deyince gülmeye ba?layacak kadar kafa bulmaya ba?lad?m) ?ki ayr? konsolosluk iki diyalog:
Diyalog 1 - ?talya Vize Ba?vurusu:
-Merhaba, Erasmus ö?rencisi olarak gidicem. Vize ba?vurusu.
-?u belgeleri getirin. ?unlara gerek yok.
(ertesi gün)
-Getirdim.
-Tamam iki hafta sonra konsolosluktan al?n vizenizi.
Diyalog 2 - Almanya Vize Ba?vurusu:
-Merhaba, Erasmus ö?rencisi olarak gidicem. Vize Ba?vurusu.
-Hmm…
-Hmm nedir?
-?urda yazan belgeleri bir getir bakal?m.
-(N’oluyo?)
(ertesi gün)
-Getirdim.
-Hmm…
-Hmm derken?
-Nenöyhaben Confirmasyon belgesi yok?
-Ama orda yazm?yor?
-Her?ey orda yazacak diye bi kaide var m??
(ertesi gün)
-Buyrun.
-hmm..
-anan?n…
-Efendim?
-Yok bi’?ey.
-Baban?n hesap numaralar?n?, annenin çeyiz sand???n?, dedenin alt?n di?lerinin tutar?n? bi de annanenin memelerinin aras?nda ne kadar para saklad???n?n kay?tlar?n? getir.
-Üstümdeki metal e?yalar? istedi?inizde neo tribine girip taramak vard? da sizi…
——-
Neyse efendim uzatmayal?m. Bu diyalog 1 ay gidiyor ve vize okul aç?ld?ktan 15 gün sonra veriliyor, uçak biletinin ertelenme paras?, ayarlanamayan konaklama olaylar? falan derken Türklü?ümüzün tad?n? ç?kar?yoruz.
Erasmus yapaca??m?z ülkeye geldik. Çantalar s?rt?m?zde elimizde, kimi siyahi arkada?lar de?i?ik yerler bulmu?lar asacak, yürüyoruz havaalan?ndan. Ha bu arada söylemeden geçmeyelim, okulumuza gösterdi?imiz 3. kur yabanc? dil belgesini burda insanlara gösterince bi?ey olmuyor anlam?yorlar zaten. O dili kullanmak gerekiyor. “How can I go to Sultanahmet” bile diyemedi?inizi anlay?nca baya?? bir can s?k?yor durum.
Allem ettik kallem ettik okula geldik. Bizi bir socrates/erasmus ofisi kar??l?yor. Sa?olsunlar ingilizce ö?renme lütfunda bulunmu?lar. Fakat ingilizce konu?aca??m deyince bi k?z?yor celalleniyorlar. Canlar? sa?olsun. Oturma izni, Pasaport fotokopisi (en iyisi ne biliyor musunuz? ?u pasaportun 10 tane temiz fotokopisini al?n ba?tan. Yok yok. 20 olsun.), sigorta, bok püsür…
Kalacak yer ayr? bir dert. Okulun yurtlar? asla yetmiyor ö?rencilere. “Ö?renci” kelimesini duyunca Gollum‘a dönen ev sahipleri de zaten tavana vurdurmu? kiralar?. Eziyet de eziyet.
Eve yerle?tik (hayat ke?ke böyle olsa. Oblivion‘daki fast travel gibi. Yahut uyuma tu?u gibi. Kaç saat uyumak istiyorsunuz? 5. Ohoop! Eve ta??nmak istedi?inizden emin misiniz? Yes. Ohoop!) Derslere girecez. Üniversitenin ingilizce versiyonu çal??mayan web sitesinden ders program?n? bulmak istiyorsunuz. 2 saat sonra buldunuz diyelim. Fakülteye gittiniz. Hoca da içeride. Hay allah lan bunlar?n olay? nas?ld?r? çok k?zarlar m?? Laf atarlar m? geç gelenlere? G?c?k olsa soru sorsa nap?can? Girdiniz oturdunuz. 1,5 saat “ebebebebe”den daha anlaml? olmayan bi?eyler dinlediniz. Ç?kt?n?z. Küfürler, “ulan b.k mu vard? da geldik”ler, dil kursu aray??lar?…
Ba?ka bir ülkede ya?amak, yabanc? insanlarla beraber yürümek, onlarla yemek onlarla içmek, sarho? olmak, politika, sanat, kar?-k?z sohbetleri yapmak…Gerçekten güzel ?eyler. Yaln?z bir “gitme psikolojisi” var ki en ac?s? o. Geride b?rak?lanlar?n özlemi, arkada?lar?n güzelli?i, sevgiler, öpü?ler, sökülen, tak?lan tekrar sökülüp tekrar tak?lan cadde dö?emelerinin s?k?nt?s?, acaba döndü?ümde neler de?i?mi? olacak sorusu, dostlar?m beni görmeyince beni unutur mu tela??, zaman?n tad?n? m? ç?karsam yoksa bünyeyi stand-by a m? alsam çeli?kisi, yaprak dolmas?, web-cam’den el sallamalar…??te bunlar en ac? taraf? belki de.(iclâl ayd?n yazmad? buralar?. Kendimi diresi?im masan?n üstünde, elimi hafif yumruk yapm?? yüzümü de o yumru?a yaslam?? uzaklara bak?p gülümseyerek buldum.Kaç?n okumay?n devam?n?!)
?imdi ba?layal?m, ?u do?u-bat? çeli?kisinin bize nelere mal oldu?unu, Erasmus’ta Türkiye’nin varl???ndaki yanl??lar? anlatmaya. Öncelikle en büyük problem dil. Avrupa dillerine h?zl? bir bak?? atal?m: Frans?zca, ?ngilizce, Almanca, Flemenkçe, ?spanyolca, ?talanca, Katalanca, Portekizce, Rusça, Bulgarca…diye gider. Bu diller nas?l diller? önden eklemeli. Almanca ve flemenkçe her ne kadar farkl? bir dil grubuna dahil olsada, hatta rusça ve bulgarca ne kadar apayr? olsa da bu dillerin tümü birbirine benzemekte. Bu dillerin hiç birinde eminim “yapt?rt?rd?m” denmiyordur. Dolay?s?yla sondan eklemeli bir dil olan ve inan?lmaz ayr?nt??l? bir gramere sahip dilimizin üzerine bu dilleri ö?renmek s?k?yor. Erasmus’a ingiltereye gidenleri saym?yoruz tabi. Bebe dili ingili?çe. Haa i?te ?imdi burada mükemmel bir nokta var de?inilecek. e?er ?u seçkin insanlardan biriyseniz, yani anan?z baban?z okumu? etmi?ler ise, sizi gidip italyan lisesine, sen benoit’ya, ne bileyim alman lisesi‘ne (hmm) yazd?rmad?ysa, yahut topu topu 3-4 tane olan yabanc? devlet liselerinden birinde okumad?ysan?z -ki ben alt kültür insan? olarak Galatasaray’da okuyan bir tek süper babadaki Alim’i tan?r?m- bu i? zor diyorum. Öyle kursa giderek dil ö?renilmiyor. ?ngilizceyi orta okulda ba?lad?m ö?renmeye, kaç film izledik kaç grubun külliyat?n? dinledik, kaç kitap okuduk, hala anlam?yorum benimle bir Galler’li eleman konu?unca. 3 kur ?talyancayla ben nas?l anlayay?m mikroekonomi?
Di?er bir konu: Maslow’un ?htiyaçlar Piramidi var. Nedir? Bir insan ?u s?raya göre ihtiyaçlar?n? kar??lar:
-Fizyolojik ?hityaçlar (yiyecek, hava, su, ?s?, dinlenme, ac?dan kaçma, cinsellik)
-Güvenlik ?hityaçlar? (i? güvenli?i, bar?nma-korunma-sa?l?k, gelecek garantisi)
-Sosyal ?hityaçlar (sevme-sevilme, bir gruba ait olma, yak?nl?k, sayg?nl?k)
-Benlik ?hityaçlar? (özgüven, ilgi-takdir, özsayg?nl?k)
-Kendini Gerçekle?tirme(idealleri realize etmek)
?imdi Avrupal? insanlar ile üniversitede okumaktan bahsediyoruz. Hangi tabakaya ait oldu?umuz, kültür seviyemiz, ekonomik durumumuz hiç önemli de?il. Biz geldi?imiz yeri s?rt?m?zda ta??yoruz bu yabanc? memlekette. Bizim geldi?imiz yerlerde insanlar su, ?s?nma, yiyecek bulabiliyor mu? Cinselliklerini ya?ayabiliyorlar m?? Bizim geldi?imiz memlekette insanlar güvende mi? Dü?ünde göbek atarken ölmüyor muyuz? Bizim geldi?imiz topraklarda sevgi ne kadar geli?mi?? ?nsanlar yak?nl?k-sayg?nl?k gibi duygular? ya??yor mu? Yahut bunlar? ya?ayanlar o topraklar?n kaçta kaç??
Ben üst-orta gelirli bir ailenin, oldukça geli?mi? enetelektüel birikimli, iyi giyinen, iyi sevi?en, güzel yemekler yiyen, konu?may? bilen (konu?mas?n? diyenin dilini e??ek ar?s? soksun. Bu arada konuyu bölüyorum biliyorum), gral bir Türk vatanda??y?m, demekle olmuyor. Dedi?im gibi, do?du?umuz andan vücudumuz çürüyene kadar bu topraklar?n her?eyini üzerimizde ta??yoruz. Bu insanlar (ecnebiler) birbirlerinden hala tiksinirken, hala dü?manl?k ile yan?p tutu?urken, kar?nlar? tok oldu?u için biz birlik ve beraberlik içindeyiz diyebiliyor ve size birlik beraberlik dersi vermeye kalkabiliyorlar. Hatta ayn? ecnebiler, bir barda otururken 2 centin hesab?n? yap?p sizi çileden ç?karabiliyor, “hesap kapatmak” deyimini anlayamayabiliyorlar.
Biliyorum bu yaz? bir medeniyet çat??mas? tribinde oldu. Nobel’e aday olmay? dü?ünüyorum. (Lelele demokrasi-a tribute to palanthaser) Yaln?z tüm erasmus denen olay kültürlerin kafa kafaya toku?turulmas? ile kayna?t?r?lmas? amac?ndan ibaret bi olgu. Asla pi?man olunmayacak bir deneyim, bir “çok bilme” ad?m?. Yaln?z mavi ekran verdiriyor kimi zaman. Uyumsuz donan?m, irq çak??mas?, fatal error ne derseniz deyin. Bu slot’a o kart girmiyor. Hep biraz sallan?yor. Güç dü?mesine bassam m? basmasam m? derken ya zaman geçiyor, ya da cesareti bulup bas?nca geliyor o masmavi ekran. Reset atsan atamazs?n, kapat desen kapanmaz.
Yazmayacakt?m yazaca??m. Avrupa Birli?i Merkezi denen birimden tiksiniyorum.
“Mahmutpa?a‘dan divx’e” mant???m?n katk?lar?yla izlemi? oldu?um bu yap?m hakk?ndaki görü?lerimi payla?aca??m sizlerle de?erli arkada?lar?m.
“It has been said that something as small as the flutter of a butterfly’s wing can ultimately cause a typoon halfway around the world…”
Birinci film i?te bu sözlerle ba?l?yordu. Hayat?m?zda yapt???m?z ufac?k de?i?iklikler çevremizdekileri de etkileyen bir dalgalanmaya neden oluyor ve hangi gerçek daha iyi diye dü?ünmemize neden oluyordu. Birinci filmin ba?ar?s?n?n ard?ndan ?üphesiz ki Hollywood ekme?ini yemeye devam etmeliydi ve etti de.
?kinci filmi, kadro tamamiyle de?i?mi? ama konu olarak bir ad?m dahi ilerleyememi? olarak görüyoruz, hatta ilk filmi izleyenler için ikinci filmin sonu kesinlikle tahmin edilebilir bir düzeyde kal?yor. Bir ?eyleri düzeltmek için çal???p çabalayan genç, eski foto?raflara bakarak geçmi?e dönüyor ama her seferinde çuvall?yor ve fedakarl?k yapmak zorunda kal?yor. Babas? yine intihar etmi? oluyor. Yine etraf?ndaki insanlar s?rayla kahroluyor falan. Yani ilk filmden bir ad?m öne geçememi? bir yap?m.
Yine ilkiyle k?yaslayacak olursak, birinci filmde izleyicide merak uyand?ran geçmi?e yolculuklar?n içiçe geçmesi olay? da bu filmde maalesef hiç yok. Kahraman?m?z kendi kendine tak?lmaya devam ediyor.
Ayr?ca bu tür filmlerde Hollywood’un en büyük kozu olan güzel k?z/yak???kl? erkek fenomeni de bu filmde olamam?? maalesef. Ba?roldeki k?z?n ah?m ?ah?m bir güzelli?ini göremedik. Ba?rol oyuncumuz “gifted teenage“imiz Nick de her ne kadar sar? saç mavi göz konseptini tamamlasa da bir Ashton Kutcher olamam??.
Sözün özüne gelecek olursak ba?ar?s?z bir film. Zaman?n?z? bo?una harcamay?n derim ben.
Kiyoshi Kurosawa… S?kça duyar oldu?umuz bir isim. Japon korku sinemas?n?n ünlü yönetmeni remake tabir edilen yeniden çevrimlerle Holywood’da da dolayl? yoldan ismini ezberletti hiç ku?kusuz.
i?te 2006 yap?m?, Jim Sonzero yönetmenli?indeki Pulse (Nab?z) da 2001 yap?m? Kurosawa filmi Kairo (Nab?z) filminin bir yeniden çevrimi. Filmle ilgili yorum yapmadan önce k?saca bilgi vereyim.
Özellikle di?i bünyelerin Lost dizisinden hat?rlayaca?? Ian Somerhalder (Dexter) ve Kristen Bell (Mattie) filmimizin ba?rollerinde arz-? endam etmekteler. Amerikanla?t?r?lm?? filmlerin klasi?i haline gelen farkl? etnik kültürden arkada?lar? filme dahil etme arzusu Christina Milian (Isabel) ve Rick Gonzalez (Stone) ikilisinin yan rolleri ile vücut buluyor ve ne yaz?k ki özellikle Isabel rolündeki Millian’?n berbat oyunculu?uyla olmasa da olur dedirtiyor. Sonzero ise aslen filmi yönetmesi beklenirken daha sonra yap?mc? koltu?una oturan Wes Craven‘?n yerine motor diyor bu de?i?iklik sayesinde.
?nternet hayat?m?za, özellikle uzakdo?u ve Birle?ik Devletler civar?na, h?zl? ve sa?lam bir giri? yapt? malum. Ben meyve s?kaca??n?n, blender?n falan dahi korku ö?esi olarak kullan?ld???n? hat?rlad???m korku filmleri piyasas?nda “Nedir bu internetli korku filmi çekmek can?m?” demeyece?im bu yüzden. Lakin teknolojinin son ürünleri ile metafizik ö?eler pek yanyana yürümüyor gibi. Korku-Bilimkurgu türünü (Alien, Event Horizon…) bu noktada tenzih ederim keza uzak ve yüksek teknoloji bir bilgisayar kasas? ya da cep telefonu gibi bilinebilir olmad???ndan, ürkütücü olabilir) Ha ilerde The Exorcist‘ten daha ba?ar?l? korku filmi çekerler, ba?rolünde de pembe renkli bir I-Pod Mini olur, o zaman ben bu yaz?y? silerim.
??te, internetten ve teknolojinin di?er bir ba??ml?l?k yapan mahsülü cep telefonlar?ndan yay?lan bir virüs, hayaletler dünyas?ndan ça?layarak gelen korkunç bir güruhu harekete geçirmi?tir. Teknolojinin oldu?u yerde güvenlik kalmam??, herkes panik halde, ya intihar etmekte ya da kendilerinden çal?nan hayatlar?n sonunun gelmesini korku ile beklemektedir. Etrafta sa? kalmay? ba?aran iki ki?i; bu virüsü bir hacker arkada??n?n bilgisayar?ndan serbest b?rakan ama intihar ederek ölen bir genç ö?rencinin sevgilisi (Mattie) ve genç adam?n bilgisayar?n? ölümünden sonra sat?n alan ba?ka bir genç olan Dexter’d?r. ?kili bu felaketi engellemek için ba?latt?klar? mücadelede ancak kendilerini kurtarabileceklerdir.
Aç?kças? konunun c?l?zl???, oyunculuk ve yap?m a?amas?nda da pek bir numara yap?lmamas? ile birle?ince ortaya sezonun en kötü (ve belki de komik) korku filmi ortaya ç?km??. Film korkutmaktan ya da konusuyla “bu yeni bir ?ey” dedirtmekten uzak ki bu haliyle Kurosawa’ya bile ba?a?r?s? getirmi?tir muhtemelen.
Filmin Kairo’nun bir “remake”i oldu?unu belirtmi?tim ya, asl?nda bence bu kötü film belki de türk sinemas?n?n Hasan Karacada? yönetmenli?indeki ilginç korku filmi “Dabbe“nin yeniden çevrimi. Keza kötü oldu?u a?ikar ve büyük oranda Kairo’dan esinlenilmi? Dabbe’de en az?ndan Karacada?’?n elinin alt?nda milyon dolarl?k bütçe ve Lost dizisinin alt?n çocu?u yoktu. ??te bu milyon dolarl?k Dabbe diyebilece?im Pulse bu yönüyle bir kez daha dibe bat?yor, Dabbe’den fersah fersah derine hem de.
Toparlamak gerekirse, kötü bir film, elle tutulur hiç bir yan? olmayan bir yeniden çevrim. Bo? vaktiniz ve sinema perdesine vermek istedi?iniz yerde bulunmu? banknotlar?n?z varsa, üstüne üstlük DVD sürücünüz de bozulmu?sa gidin görün, aksi halde havalar da so?udu paray? kahveye, çikolataya yat?r?n diyorum.