Temmuz 2006
aylık arşiv
29 07 2006
Türk Edebiyat?nda ?Tuhaf Bir Yazar? oldu?u gerekçesiyle eserleri üzerinde pek durulmayan, gölgede ?demlenmeye? b?rak?lan, son derece yarat?c? ve ba?ar?l? bir yazard?r Leyla Erbil. O?nun Cüce isimli novellas?n? Y?ld?z Ecevit?in, Türk Roman?nda Postmodernist Aç?l?mlar adl? kitab?ndaki postmodern ölçütleri dikkate alarak incelemeye çal??al?m.
?? Kültür Yay?nlar??ndan ç?kan kitab?n kapa??nda Orhan Koçak??n ?u cümlesi eserin de?erini aç?kça ortaya koymaktad?r: ??hti?aml? bir yap?t. Art?k ancak ba?ka bir ?ey yap?labilir.?
Nietzsche?nin Böyle Buyurdu Zerdü?t adl? kitab?n?n iç kapak cümlesi san?yorum ki Cüce için de geçerli olur: ?Bir kitap ki herkese göre ve kimseye göre de?il.?
Bu ön yorumlar?n ard?ndan eserin ?tam olmasa da- özetini vermeye çal??ay?m. Eser ?Yazar?n Notu? ba?l?kl? bir bölümle ba?lar. Bu bölümde Leyla Erbil, yazl?ktan kom?usu olan Zenime Han?m hakk?nda bilgi verir. Zenime Han?m, 2000 y?l?nda intihar ederek ölmü?tür. ?ntihar nedenini kimsenin bilmedi?i bu kad?n, ilginç biridir. Soylu bir aileden gelmektedir. Sanatla, siyasetle, edebiyatla ve özellikle de sinemayla ilgilidir. Evine, Leyla Erbil?den, rençber Hatice Abla?dan ve onun o?lu Y?ld?r?m?dan ba?kas?n? sokmaz; kendisi de d??ar?ya pek ç?kmaz. Doksan ya?lar?nda olan bu kad?n, bir kez evlenip bo?anm??t?r ve bu evlilikten, bugün ya?ay?p ya?amad???n? bile bilmedi?i bir o?lu olmu?tur.
Zenime Han?m, Dame de Sion?da okuduktan sonra, sol gruplara yatakl?k etti?i iddias?yla tecritte hücre hapsine çarpt?r?lm??t?r ve koltuk altlar?na k?zg?n yumurtalar konularak a?z?ndan laf almak istenmi?se de o, konu?mam??t?r.
Amerika?da, Boston?da, üniversitede ?Aristatalis?te ?Hayvan ?nsan? Sevgisi? konusunda doktora yapm?? ve ayn? üniversitede profesör olarak, ??slam?da Yalans?zl???n Üretti?i Estetik Merhametin Dünya Hümanizmine Katk?lar?? üzerine ders vermi?tir. Yine Amerika?da, ?ngilizce olarak bas?lm?? olan tek kitab?, ?Hiçlik? adl? bir felsefi roman? vard?r.
Bir gün Leyla Erbil?i evine ça??rarak roman yazd???n? ve da??n?k sayfalar halindeki roman?n? ona emanet etti?ini söyler. Zenime Han?m??n art?k istedi?i ?ey, roman?n?n yay?nlanmas? ve sabit okurlar?n?n olmas?d?r. Bunun için Leyla Erbil?den yard?m ister ve Leyla Erbil de ona yard?mc? olmaya çal??aca??n? söyleyerek, kendisini söz vermi? hisseder. Uyku haplar?yla intihar etti?ini ö?rendi?i kom?usu Zenime Han?m??n yaz?lar?n? yay?nlatmaya karar verdi?ini aç?klar. Bunun üzerine, as?l roman k?sm? ba?lar. Anlat?lanlar Leyla Erbil?in de?il, Zenime Han?m??n yaz?lar?d?r asl?nda. As?l roman k?sm?nda da geridönü?lerle, gazete haberleriyle, Hatice Abla?n?n o?lu Y?ld?r?m??n Zenime Han?m?a geli?leriyle pek çok ?ey anlat?l?r. Bunlardan, geridönü?lerde Zenime Han?m??n geçmi? ya?ant?s? ve iç monologlar?; gazete haberlerinde siyasi olaylar; Y?ld?r?m??n geli?leriyle Sivas katliam?, Hatice Abla?n?n ölümü, vs anlat?lmaktad?r. Ancak as?l konu, Zenime Han?m?la röportaja gelecek olan gazeteciyi beklemesiyle ba?lar ve gelen gazeteci cücedir. Burada metafizik / fantastik olaylar vuku bulur ve Zenime Han?m, odas?na kapan?r.
Her ?eyi anlatan ve hiçbir ?eyi anlatmayan bir eserin bu kar???k özetinden sonra onun postmodernist özelliklerine geçebiliriz.
Öncelikle eserin post-modern yap?s?na de?inmekle ba?layal?m:
?Postmodernizmde herkes kendi biçemini olu?turur, yarat?c?l??a, her türlü estetik tabunun d???nda s?n?rs?z olanak sunulur. Geleneksel gözlüklerle bak?ld???nda ise estetik bir anar?i ortam?d?r.? Buna göre, Cüce?nin ?Yazar?n Notu? ba?l?kl? giri?inden önceki sayfada, ?bu yap?tta belli yaz?m i?aretlerinin yetmedi?i yerlerde virgüllü ünlem ve türevleri kullan?lmaktad?r.? uyar?s? bu özelli?e uymaktad?r. Ayr?ca ?Yazar?n Notu? ba?l?kl? k?sm?n ?u son cümleleri de postmodernizmin s?n?rs?z yarat?c?l?k özelli?ine uyar: (Zenime Han?m??n da??n?k sayfalar?n? olabildi?ince birle?tirmeye çal??t???n? söyleyen Leyla Erbil,) ?? okurlar belki benden iyisini becerip, cümleleri daha uygun yerlere yerle?tirerek okuyabilirler bu metni. Birçok yerde bu gerçekle?ebilir… Bu yaz?n?n sanki k?y?lm?? bir bütünün yerdeki parçalar?ndan birle?tirildi?ini okurlar?n unutmamas? gerekir. Bu yüzden daha yetenekli birinin elinden daha de?i?ik bir metin ç?kabilir, giderek anlam da çok katmanla?arak Zenime Han?m??n intihar?n? daha anla??labilir k?labilirdi diye dü?ünmüyor de?ilim.? Bu cümlelere klasik/geleneksel edebiyat ürünlerinin hiçbirinde rastlanmaz.
?Postmodernizmde ço?ulculuk prensibi en önemli ilkedir. Buna göre geleneksel anlay???n, bir ürünün sanat düzlemine ç?kabilmesi için koydu?u ön ko?ullar? yok sayarak, sanatsal olan ile olmayan aras?ndaki s?n?rlar? bile ortadan kald?rarak, kurmaca ya da de?il, tüm yaz? ürünlerini kanatlar? alt?na al?r.? Bu ilkeye göre, Cüce?deki metin parçalar?n? belirtelim. Öncelikle, eserdeki gazete ba?l?klar? ve haberleri bu yap?ya uyar. Daha sonra, Zenime Han?m??n kendisiyle yaz??mas? ?ki bunlar her ne kadar kabul etmek istemese de okurlar?na dair yaz?lard?r-, kendi iç monologu diyebilece?imiz, italik el yaz?s?yla yaz?lm?? k?s?mlar, büyük puntolarla yaz?lm?? k?s?mlar ve yine farkl? yaz? türü ile yaz?lm??, Y?ld?r?m??n geli?leri, ?KALP ?ARABI?n?n tarifini verdi?i ve son olarak da cüce gazetecinin geli?iyle fantastik ancak klasik roman özelliklerine uyan anlat? k?sm?. Bu k?s?m postmodernizmin yap?bozumculuk özelli?ine de uymaktad?r.
? D?? dünyay? yans?tmak istemeyen post-modern edebiyat?n yazar?n?n, eski metinlerin dünyas?ndan yola ç?karak kendine oyunsu bir yeni ya?am alan? yaratmak için ba?vurdu?u tekniklerin ba??nda ?parodi ve pasti?? gelir. Anlam?n sorunsalla?t??? bu ça??n edebiyat sanatç?s?, bir anlam?n ta??y?c?s? olan özgün dünyalar yaratmak yerine, önceki metinlere el atar, onlarla ?parodi/pasti?? düzleminde oynar.? Buna göre, novelladaki metinleraras? ö?elere bakal?m: ?vaktiyle (saç?n?n) her bir teline bir a????n?n kendini ast????, Divan Edebiyat?n? çok iyi bilen Zenime Han?m??n kulland??? bu cümle, Divan ?iirinde s?k kullan?lan bir terkiptir. ?Geçtik art?k küreselle?meye, zaman?n ne içinde ne de d???nda kalan, sense… Çünkü kimse içinden ç?kt??? çirkeften leke almadan gezinemez bu gezegende art?k bil bunu; bir yazar?n tutmasa da bir dedi?i ötekini, sabuklay?p abuklasa da görünmelidir hayal perdesinde elinde pastavla ve çemkirmelidir cesim laflarla ki getirmeli ses ve öfke kabul ve red, k?rm?z? ve siyah dediler görün…? Bu cümlelerdeki, ?zaman?n ne içinde ne d???nda?: Ahmet Hamdi Tanp?nar??n ?Ne ?çindeyim Zaman?n? adl? ?iiri; ?Ses ve Öfke?: W. Faulkner?in roman?; ?Kabul ve Red?: Ahmet Oktay, ele?tiri kitab?; ?K?rm?z? ve Siyah?: Sthendal??n roman?d?r. ?Ünlü olmak, bu toplumda yer kapmak, seçilmi? üç be?ten say?lmak, medyatik arma olmak hepsi sana yabanc? hepsi ba?ka biçimde..? cümleleri de Kemalettin Kamu?nun Gurbet adl? ?iirinin ?u k?s?mlar?ndan al?nm??t?r: ?Gurbet o kadar ac?/ Ki ne varsa içimde/ Hepsi bana yabanc?/ Hepsi ba?ka biçimde. ?zaten insano?lu ha yok ha var? sözleriyle de Ahmet Arif?in ?Uy Havar? ?iirine gönderme yapmaktad?r. ?ya??z atlar ki?nedi me?in k?rbaç ?aklad?? dizesi de Faruk Nafiz Çaml?bel?in Han Duvarlar? ?iirindendir.
Yazar yer yer de ?ark? sözlerine göndermeler yapar: ?ruhunu saran inleyen na?meler? ve ?sevdiklerinse ?imdi uzaklarda gönlün hicranla dolu? gibi.
Bunun d???nda yine birkaç eserin ismi geçer; ancak bunlar eser ismi olarak de?il de iç monologda yer alan figür ?eklindedir. Bunlar, Suç ve Ceza, Tehlikeli ?li?kiler, Bulant?, vesairedir.
?Postmodernizmin tek felsefesi olan ço?ulculuk, ak?l ve dü?ün, bilim ve ezoteri?in, teknoloji ile mitosun, burjuva dünya görü?ü ile toplum d??? marjinalli?in yan yana/e?zamanl? var oldu?u bir ya?am biçiminin ad?d?r.? Buna göre, Zenime Han?m??n bazen çok pahal? markalar?n k?yafetlerini giymesi, bazen hiç umursamadan son derece sala? giyinmesi; bazen hayaller âlemine dalmas? ve uyand???nda saçmalad???n? dü?ünüp kendisine k?zmas?; Zeus?tan, Athena?dan söz etmesi; Y?ld?r?m?a televizyon vermesi vs gibi özellikler de eserin post-modern özelliklere uydu?unu göstermektedir.
?De?i?tiremedi?i ya?am ko?ullar?n? ve ölümü yazg? ile ko?utlayan insan?n metafizik bir dizgenin gücüne boyun e?i?inden, onu oldu?u gibi kabulleni?inden izler ta??r post-modern dü?üncesi.? Cüce anlat?s?n?n ba?ki?isi Zenime Han?m, ateist olmas?na ra?men, bir gün Leyla Erbil?i ba??n? kara ipek ?alla s?ms?k? Humeyni?ciler gibi ba?lam?? bir ?ekilde kar??lar ve Leyla Erbil?e, bilimin ve insan istencinin insanlar? mutlu etmeye yetmeyece?inden, herkesin bir inanca gereksinimi oldu?undan söz eder. ?Allah??n varl???na inanm?yorum ama inanm??lar gibi ya?amak rahatlat?yor beni? der. Ayr?ca italik el yaz?s?yla yaz?lm?? bölümlerin birinde ?bittin sen art?k; öl, öl!…? diye hayk?r?r. Tüm bu cümleler, postmodernizmin yukar?da belirtti?im özellikleriyle ko?utluk gösterir.
Postmodernizmin ?oyunsuluk? özelli?i de eserde kullan?lm??t?r. Zenime Han?m okurlar?na seslendi?i bir yerde, kendisini ?UNUTTURU? OYUNU? kurmu? bir yazar olarak tan?mlar. Yine post-modern ya?am?n gere?i olarak medyatik reklâm unsurlar?ndan da yararlan?lm??t?r: beybi lastik eldivenleri, Hoover çama??r makinesi, Chanel, Camel gibi marka isimleri kullan?lm??t?r.
?Ça?da? edebiyat?n okuru metnin bir parças? olmu?tur art?k, metni olu?turan ö?elerden biri durumuna gelmi?tir; o olmaks?z?n metnin tek ba??na var olmas? olas? de?ildir. Metnin tek do?ru ve mutlak anlam? yoktur, anlamland?rma edimi tümüyle öznel düzlemde gerçekle?ir, görecedir, bu nedenle okur say?s? kadar anlam vard?r.? Bu cümleler, yaz?n?n ba??nda Leyla Erbil?in okuyucular?n daha iyi bir metin olu?turabilece?i ihtimalini vurgulamas?n?n aç?k post-modern kan?t?d?r. Ayr?ca Zenime Han?m da, s?k s?k okuyucular?na seslenir, kendi hakk?ndaki yorumlara metnin tümünü okuduktan sonra karar vermeleri gerekti?ini vurgular.
Cüce adl? yer yer groteskle?en anlat?n?n post-modern özellikleri sadece bu kadar de?il elbette. Ancak bizim gözümüze apaç?k batan özellikleri bunlar. Daha sözünü bile edemedi?imiz bir sürü özelli?i var metnin. Örne?in, Zenime Han?m??n yoklu?un varolu?u üzerine yazd?klar?, siyasal ve toplumsal, bazen feminist ele?tirileri eserin de?erine de?er kat?yor. Zenime Han?m ve cüce gazeteci aras?nda geçen fantastik ve mistik olaylar da yine oldukça ilginç dinsel ve varolu?sal özellikler içermekte. K?sacas? eser, son derce titiz yaz?lm?? ve bu titizlik de okuyucuyu hayran b?rakacak biçimde verilmi?tir. Cüce, Türk Edebiyat?n?n mihenk ta?lar?ndan biridir. Umar?m bu durum, okuyucularda merak olu?turur da Leyla Erbil?in edebiyat?m?zdaki ertelenen hakk? bir an önce verilir.
Leyla Erbil, Cüce, ?? Kültür Yay?nlar?, Haziran 2003, ?stanbul
Y?ld?z Ecevit, Türk Roman?nda Postmodernist Aç?l?mlar, ?leti?im Yay?nc?l?k, 2004, ?stanbul
Ahmet Oktay, Roman?m?za Ne Oldu?, Dünya Yay?nc?l?k, Ekim 2003, ?stanbul
Elif Türker, Kaçak Yay?n A?ustos 2005
29 07 2006
Susmak bir erdem midir? ?çinde f?rt?nalar koparken seni inad?na anlamayanlara kar?? verebilece?in en güçlü sava?t?r ku?kusuz. ??te suskunun erdem yönü de tam bu noktada ba?lar. Yoksa ezikli?inden, isyan edemezli?inden, korkudan susmak bir erdem olamaz. Susmak bir isyan? ifade ediyorsa, erdemdir. Hatta suskunlu?unu kendisiyle birlikte sonsuzlu?a götürüyorsa, intihar? seçiyorsa… T?pk? Anayurt Oteli‘nin suskun kâtibi Zebercet’in ve sokaklar?n suskun Beyaz Mantolu Adam‘?n?n intiharlar? gibi.
Edebiyat?m?z?n iki büyük ustas?n?n, Yusuf At?lgan‘?n ve O?uz Atay‘?n kalemlerinden ç?km?? olan bu iki yaln?z tip, kendi ölümlerini seçmi? ki?ilerdir. ?kisi de -farkl? nedenlerden de olsa- ba?ar?s?zd?r. Yusuf At?lgan’?n Anayurt Oteli adl? roman?n?n kahraman? Zebercet, i?inde ba?ar?l?d?r. Çünkü i?i, i?letti?i otel, onun hayat?d?r. Ancak otelin d???na bir zorunluluk olmad??? sürece, belirli günlerin d???nda ç?kmaz. Çünkü Zebercet, insanlarla ileti?im kuramayan biridir. Hayat?n?n kendi kontrolünde oldu?unu anlayana kadar hep, ezik ya?am?? biridir. D?? dünyan?n insanlar? dedi?i ki?ilerin a?a??lay?c? alaylar?na konu olmu?tur; bu yüzden de onlardan hep kaçm??t?r, hatta korkmu?tur. Öyle ki, hayat?n?n merkezinde otel oldu?undan, oraya gelen insanlar? d?? dünyadakilerden ay?r?r, d??ar?n?n insanlar?n? anlayamaz Zebercet.
Zebercet’in yaln?zl??? ve insanlardan kopu?u, onun çocukluk y?llar?nda ba?lar. Önce yedi ayl?k do?mu? olmas?, ebeveynleri taraf?ndan, bir suçmu?ças?na ba??na kak?l?r. Sonra, ilkokulda, zay?f ve çelimsiz d?? görünü?ü nedeniyle, ona k?z gibi oldu?una dair alayl? sözler söylenir. Askerde ko?u? arkada?lar?n?n a?a??lay?c? ?akalar?na maruz kal?r. K??la d???nda da emirerli?ini yapt??? yüzba??n?n kar?s? ve bald?z? onu umursamadan konu?urlar. Kad?nlar hamamdayken, bir kahvede bekleyen Zebercet’le, kahve tak?m?ndan insanlar alay ederler. Hatta genelevdeki kad?nlar bile onu d?? görünü?ü nedeniyle a?a??larlar ve alay konusu ederler. Zebercet de, askerden döndükten sonra otele kapanmakta bulur çözümü.
Ancak hayat?nda eksik giden bir ?ey vard?r; s?cak bir sevginin olmay???. Bir gece Gecikmeli Ankara Treniyle gelen bir kad?n, Zebercet’in bu eksi?inin fark?na varmas?na edilgen bir ?ekilde, yard?m eder. Otelde bir gece kal?p giden kad?n, Zebercet’in bekledi?i sevgidir art?k. Kad?n?n dönece?i güne haz?rlar kendisini. Ancak dönmeyece?ini anlad?ktan sonra, d?? dünyada, insanlar?n aras?nda aramaya ba?lar özledi?i sevgiyi. Yine bulamaz. Oteline döner ve oteldeki herhangi bir e?yadan fark? olmayan, Zebercet’in cinsel oyunca??, en az Zebercet kadar suskun olan ortal?kç? kad?nla ili?kisinde de ba?ar?s?z olunca, onu öldürür. Zebercet, art?k tanr? modundad?r. Hiçbir ?ey eskisi gibi de?ildir. ??ledi?i suçu bilir ancak onu yasalar?n darac?k bir bölümüne s??d?rmak; cezas? hafiflesin diye suçuna bir neden bulmak ona göre a?a??lay?c? bir durumdur. Yeryüzünde canl? kalman?n bir bak?ma suç i?lemeden olamayaca??n? bilmeyen, kendilerini suçsuz sanan insanlardan çekinir, utan?r. Bu nedenle hiçbir zaman onlardan biri olmay? ba?aramayan Zebercet, kendisini otele kapat?r. ?nfaz? için karar verdi?i günü bekler. Daha sonra; yorumlar, nedenler önemsizdi; kesin de?ildi. Önemli olan insan?n edimleriydi. De?i?mez tek bir gerçeklik vard? insan için: Ölüm, der içinden ve bekledi?i günün anlams?z oldu?una karar verir. Kararlad??? tarihte ölse, süreksizli?in tutars?zl???n, saçmal???n bir anlam? m? olacakt? sanki, diye dü?ünerek haz?rlan?r ve kendi infaz?n? gerçekle?tirir Zebercet.
Onun ölümünün bir anlam? yoktur d?? dünyan?n insanlar?na göre. Kimse de nedeniyle ilgilenmeyecektir zaten. Çünkü Zebercet’i seven, ona de?er veren kimse yoktur. Zebercet, toplumun içinden topluma ayk?r? duran biridir. Toplum insanlar?ndan sürekli kaçm??t?r. Onlar? anlayamam??t?r. Önyarg?lar onu hep ürkütüp kendi kabu?una çekilmesine ve sonunda da nedensiz gibi görünen ölümüne sebep olmu?tur. ??ledi?i cinayetin ard?ndan s?n?rs?z bir özgürlü?e sahip olan Zebercet, bunu tanr?sal bir güçle kendi ölümü üzerine suskunun çemberinde kullanmay? seçmi?tir. Zebercet, toplumla uzla?abilen pek çok ki?iden daha güçlüdür asl?nda. Onun ?izoid ki?ili?i bu infazda etken olsa da Zebercet, toplumla uzla?may?, son zamanlar?nda kendi istemiyle reddetmi?tir. Çünkü anlams?zl??? ke?fetmi?, ayd?nlanm??t?r.
Toplumun önyarg?l? sürü bak??lar?ndan ve yorumlar?ndan kurtulman?n çözümünü intiharda bulan bir di?er edebi ve ebedi tip, O?uz Atay’?n kaleminde vücut bulan, Beyaz Mantolu Adam’d?r. “Kalabal?k bir topluluk içindeydi. Ba?ar?s?zd?. Paras? yoktu. Dileniyordu.” cümleleriyle ba?lar kahraman? kadar suskun ve yo?un hikaye. Neden ve nerde ba?ar?s?z oldu?unu bilmedi?imiz biridir. Sadece dilenmek istiyordur; ancak di?er dilencilere benzemedi?inden bu i?te de ba?ar?s?zd?r. Ne var ki bir süre sonra kad?n?n biri onun avucunu açarak para s?k??t?r?r. Kad?n ona bakarken bilerek ya da bilmeyerek hiç oynatmam??t? gözbebeklerini. Bu yüzden ilk mü?terisi onu kör sanm??t?, sözlerinden yazar?n da kahraman?n?n iç dünyas?n?, neler dü?ündü?ünü bilmedi?ini anl?yoruz. Zebercet gibi sadece d?? dünyan?n insanlar?na kapal? de?ildir o. Herkese, hatta yarat?c?s?na bile kendi hakk?nda bir fikir vermez. Dilenme yerinden uzakla??rken zoraki bir hay?rsever ona bir i? kar??l???nda para verir. ??i hamall?kt?r. ?nsanlar taraf?ndan, körebe misali oradan oraya sürüklenip biraz para kazanmaya ba?lar. “…oymal?, yald?zl? büyük bir boy aynas?nda kendini seyretti: Ceketi yoktu, gömle?i parça parçayd?.?stemeyerek iki serserinin kavgas?na kar??t???, onlara arac?l?k etti?i bir s?rada y?rt?lm?? olan gömle?inin parçalar?n? üst üste getirdi aynaya bakarak; pantolonunu tutan ipi çözdü, daha s?k? bir dü?üm att?. Sonra aynay? götürdüler; y?rt?k pantolonunu ve çoraps?z ayaklar?na geçirmi? oldu?u lastikleri seyredemedi,cümlelerinden kahraman?n ne kadar kötü durumda olsa da d?? görünü?üne önem verdi?ini anl?yoruz. Daha sonra da bir tezgahta ya da ask?da gördü?ü sat?l?k, beyaz bir kad?n mantosu çok ho?una gider ve bir daha hiç ç?karmamak üzere mantoyu giyip gider. Sat?c?n?n alaylar?n? umursamadan beyaz mantosuyla topuklar?n?n çevresinde döner, ilk defa gülümser çevresine bakarak. Sonra bir daha hiç gülümsemeyecekmi? gibi mahzunla??r birden. … Yerdeki su birikintisinde mantosunu seyretmek için e?ildi?inde çevresindeki onu nas?l kar??lamak gerekti?ini bilmeyen toplulu?u görür. Arkas?nda onu takip eden insanlar oldu?unu fark eder ama ald?rmadan yoluna devam eder. Topluluk bir süre sonra sonuç alamad??? için pe?ini b?rak?r. Mevsim yaz oldu?undan hava çok s?cakt?r. Terlemesine ra?men mantosundan asla vazgeçmez. Tarak satan birine istemeden yard?m? dokunur. Onu seyretmek isteyenler yan?nda durdu?u tarakç?dan al??veri? yaparlar. Hareketsiz, ifadesiz öylece durdu?u için önce yan?na yakla?amazlar. Onu turist sananlar ç?kar. Birkaç dilden küfür ederler; ancak o, hiçbirine tepki göstermez. Yoluna devam eder. Bu arada da ona önyarg?l? toplum insanlar? bir ?eyler söylese de hiçbirine ald?rmaz, hiçbir tepki vermez. Bir seyyar sat?c? onun de?i?ik görünü?ünden yararlan?p mallar?n? satar. Sonra bir kuma? dükkan?n?n sahibi onu vitrinde canl? manken olarak kullan?r. Onun vitrindeki, kollar? iki yana as?l? duru?u ?sa’y? an??t?r?r. ?nsanlar?n çok ilgisini çeken bu, Beyaz Mantolu canl? manken, oradan da s?k?l?r ve yine hiç konu?madan, çevredeki bo? ve gereksiz sözleri umursamadan yoluna devam eder. Bir kald?r?m?n kenar?nda otururken kolunda bir sürü kemer ta??yan eskimi? bir adam görür. Kemerci ona bir kemer verir ve birlikte ?arap içerler. Sonra Beyaz Mantolu Adam ve kemerci otobüse binerler, kemerci ondan ayr?l?r. Beyaz Mantolu Adam da yine birkaç ki?inin alaylar?na, a?a??lamalar?na, ya?l? bir adam?n bitmeyen dertlerini dinlemeye maruz kalarak bir trene biner. Pencereden denizi gördü?ü bir istasyonda trenden iner. Halk plaj?na gider. Burada da gençlerin ilgisini çeker, kafas?na top at?l?r, yere dü?er. Etraf?na toplanan kalabal?k nedense onun hasta oldu?u yolunda sözler söyler. Ancak uzun b?y?kl? bir genç, onun rahat b?rak?lmas?n? söyler. Bir görevli ise, halk?n huzurunu ihlal etti?i gerekçesiyle onu plajdan göndermek istese de b?y?kl? genç, Beyaz Mantolu Adam’? savunur. Yerde yatan Beyaz Mantolu Adam, do?rulup kalabal??? a?arak denize do?ru ilerler.
“Su, bileklerini geçince mantosunun eteklerini toplad?. Kalabal?ktan kurtulmu? olan görevli, elbisesiyle daha ileri gidemedi. Mantonun etekleri önce suyun üstünde aç?ld? sonra a??rla??p batt?. “Dur!”diye ba??rd? uzun b?y?kl? genç. “Bo?ver abi,” dediler. “Fazla ileri gidemez.” Deniz s??d?; bütün manto suyun içinde kayboldu?u zaman k?y?dan çok uzakla?m??t?. Fazla ileri gitmi?ti. Yan?lm??lard?.” ??te bu cümlelerden Beyaz Mantolu Adam’?n topluma ayk?r? duru?unun ve hiç e?ilmeyi?inin ifadelerini al?yoruz.
Beyaz Mantolu Adam susmay? seçmi?ti. Her ne olursa olsun, suskunun özgürlü?ünü tercih etmi?ti. Zebercet’e “ma?atl?k ta??” diyen kestaneciye ona bir cevap veremeyi?i, olas?l?klardan en kolay olan?n?; sessiz kalmay? seçmesi a?a??lay?c? bir durum gibi görünür. Ancak ak?am intikam almak için gitti?i kestanecinin “al???n biri” oldu?unu dü?ünmesi, sabahki davran???n?n do?ru oldu?u kan?s?na var?d?r onu. Beyaz Mantolu Adam’?n ne dü?ündü?ü, ne hissetti?i hakk?nda hiçbir fikrimiz olmamas?na ra?men, onun ölümü seçmi? olmas?, düzene boyun e?medi?ini ispatlamas?d?r onu önemli k?lan.
Beyaz Mantolu Adam adl? hikayede kahraman?n iç konu?malar?na, ne dü?ündü?üne hiç yer verilmemi? olmas?n?n ard?nda da bence onu tamamen toplumdan uzak tutmak, suskunlu?unu korumak için haz?rlanm??, müthi? bir kurgu vard?r.
Camus, Sisisfos Söyleni adl? eserinde, “Hiç kimsenin varl?kbilimsel bir kan?t u?runa öldü?ünü görmedim.” der. Ancak bu iki tip de, toplumda varolma sorunsal? yüzünden ebedi suskuyu seçmi? ki?ilerdir. ?kisi de kurgu boyutunda ya?am?? ve ölmü? olsalar da içinde ya?ad???m?z toplumu ve sürüden kopma korkular?m?z? yüzümüze tokat gibi çarpan ç??l?klard?r asl?nda.
Yusuf At?lgan, Anayurt Oteli, YKY, 2004
O?uz Atay, Korkuyu Beklerken, ?leti?im Yay?nlar?, 2003
Elif Türker, Kaçak Yay?n Temmuz 2005
21 07 2006
yazan:
zeus kategori:
sinemayorumsuz
?Ba?larken hemen belirteyim. Her ne kadar ah?m ?ah?m, dizinin gidi? hatt?n? engelleyecek, tüm zevki kaç?racak bir spoiler yapmayacak olsam da diziyi bir bölüm bile izlemeden bu yaz?y? okuyanlar birazc?k da olsa bana k?zabilir. Ama temin edebilirim ki bu dizide benim burada yazacaklar?mdan çok daha fazlas? olacaklar, temin edebilirim ki onlar? izleyenlerin de a?z? ?a?k?nl?ktan be? kar?? aç?k olacak ve temin edebilirim ki kendimi zor tuttum..her ?eyi yazmayay?m, size de bir ?eyler kals?n diye. Bu konuda küçük bir önyaz? hakk?m? kulland?m ve ?imdi o zaman, art?k ba?layabiliriz. Kaybolma zaman??
?nternet ortamlar?n?n en detayl? ansiklopedik sitelerinden biri olan Wikipedia?n?n bile bir klonu olabilecek (lostpedia) dizimiz geçen sene yay?mlanm?? ve gelecek 3. sezona kadar ara vermi? 50 küsür bölümü ile Amerikan medya tarihine drama-gizem-macera-bilim kurgu klasman?nda resmen damga vurmu? oldu. Bir uçak kazas? olmu?tur ve gizemli, ?ss?z ve tropik bir adaya kahramanlar?m?z dü?mü?tür. Dizi, ana temas? içeri?inde, bu kazadan kurtulanlar?n hayat hikayeleri ve ada üzerinde ya?ad?klar?n? konu almaktad?r ve Alias??n da dahil olmak üzere Mission Impossible 3?ün yap?mc?lar?ndan biri olan J.J.Abrams taraf?ndan yaz?lmaktad?r. Asl?nda bu dizi için senaristlik görevine tek ba??na ba?lam??t?r ama ilerledikçe dallanan budaklanan konuyu di?er tak?m arkada?lar? Jeffrey Lieber ve Damin Lindelof ile ortakla?a haz?rlayaraktan ilerletmektedir..Hawaii semalar?nda çekilen dizimiz, yine Amerika?da en çok izlenen kanallardan biri olan ABC taraf?ndan televizyon ekranlar?na getirilmektedir, evlerimize konuk olmaktad?r. Tanr? onlar? korusun..
Evet, dedik bir kaza oldu.. Oceanic Airlines??n 815 sefer nolu Sidney?den kalk?p, Pasifik üzerinden Los Angeles?e gidecek olan uça??m?z türbülansa girdi ve gavurun ?middle of nowhere? tarz? diye nitelendirebilece?i bir yere dü?tü.. ?ans m?d?r nedir burnu bile kanamadan binlerce feet yükseklikten dü?mü? ve kurtulmu? olan karakterler dizinin ilerleyen bölümlerinde gidi?at?n? fena bir ?ekilde etkiledi. Onlarla üzüldük, onlarla a?lad?k..peki bu noktada akl?n?za ?u soru gelebilir? Neden kurtar?lmad?lar? Evet, bunu da ?öyle aç?klam??lar; uça??m?z?n radar? kazadan yakla??k 2 saat önce bozulmu?tur ve tamirat ve zorunlu ini? için rotas?n? de?i?tirmi?tir ve bir ?ekilde en yak?n havaalan?na ilerlemektedir.. ??te bu s?rada olan olmu?, me?hur kaza meydana gelmi?, dü?ü? gerçekle?mi?tir.. Dolay?s?yla kurtarma ekiplerinin bu kazazedeleri bamba?ka bir lokasyonda aramaktad?r.. Bunu da böyle ayr? bir ?anss?zl?k olarak eklemek isterim..
Dü?ü?ten sonra izlemeye ba?lad???m?z ve bizi ekrana ba?layan her kare dizinin asl?nda karakteristik özelliklerinden biri. Çok parçal? ve az renkten olu?an bir yap-boz misali ilerleyen kareler..ku?ku ve ?üphe uyand?ran karakterlerin konular? ile alakal? flashbackler..eninde sonunda sizlere her ?eyin cevab?n? verecek bir senaryo ak???..bir bak?yorsunuz, akl?n?za daha önce tak?lm?? veya ?hadi lan neydi bu ?imdi??!? tarz? dü?ündü?ünüz bir ?eyin kilit cevab? size onlarca bölüm sonra veriliyor..garip bir sevinç kapl?yor bazen içinizi, ben tahmin etmi?tim! (katilin kim oldu?unu kitab?n sonuna varmadan tahmin edebilmenin verdi?i dayan?lmaz mutluluk gibisinden). Öte yandan sizleri büyüleyen adan?n güzelli?iyle harmanlanm?? ve her zaman sizi canl? tutan bir atmosfer mevcut dizide..dumur eden keskin sahneleri ile lost, hepten ayr? bir tad.. B?rakmamak gerekiyor bir lokmas?n? bile tabakta..
Karakterlerin hikayeleri ilerledikçe ortaya ç?kan büyük resim sizleri ayr? bir etkiliyor, diziye ayr? bir duygu beslemenize neden oluyor. Çünkü hepsinin hikayesi ayr? bir güzel ve casting olay?n? kim gerçekle?tirmi?se ?ayet elini s?kmak laz?m, nitekim oyunculuklar?n hepsi birer inci. Sürekli ayn? bak??? atan (3 nolu masum köpek yavrusu bak???) Evangeline Lilly (kate adl? karakter) bile ?bu bak??? saymazsak- gerçekten etkileyici bir performansa sahip..herkesin inanarak senaryoyu oynamas? belki de i?in s?rr?d?r.. Hafif biraz ?irinleri an?msatan bir görev da??l?m? ile herkes adada bir i? yapmaktad?r, sa? kalabilme ad?na ellerinden geleni ard?na koymamaktad?r..Ana karakter, kurtulanlar?n lider olarak benimseyece?i, Jack Shepard bir doktordur ve ?ss?z bir adaya dü?sen yan?na alaca??n 3 ?ey nedir sorusunun tart??mas?z bir cevaplar?ndan biridir.. Karn? burnunda bir hamile ablam?z Claire, burnu dik ukala bir ç?t?r?m?z Shannon, her laf? her davran??? her tavr? ayr? bir mistik olan abimiz John Locke, o?lu ile adaya dü?mü? siyahi afromsu bir di?er abimiz Michael, güzeller güzeli Kate?imiz, ?eker o?lan?m?z gönüllerimizin star? Charlie?miz, her zaman yüzümüzde engel olamad???m?z bir tebessümün kahraman? Hurley?imiz, uzak do?ulu çiftimiz Jin & Sun. Hepsi birer bir parçam?z olacak diziyi izlerken. Dedim ya, onlarla üzülüp, onlarla sevinece?iz. Ortak nokta, her zaman ?a??raca??z. Bunlar? ya?arken adan?n da nas?l bir yer oldu?unu, asl?nda her ?eyin görüldü?ü gibi olmad???n? anlayaca??z..
Benim de diziye ba?lang?c?m di?erlerinden farkl? olmad?.. Durdum dü?ündüm. Herhalde insanlar?n delirip de sabah ak?am teoriler üretip, kafa patlatt??? bir dizi benim gibi böylesine fantastik, böylesine bilim-kurgusal ?eyleri seven bir adam için ilgi çekici olacakt?r. Ön yarg? vard? ba?lar iken, ama pilot bölümleri bitti?i anda (ilk iki bölüm) tokat yemi? gibi oturuyordum koltu?umda. Devam? durmaks?z?n geldi, su gibi geçti tüm bölümler. Bakt?m bir kaç gün sonra, ak?llarda yan?tlanmay? bekleyen yeni sorular ile üçüncü sezonu bekler bir pozisyonda buldum kendimi..meraktan kuduruyordum..eskiler ne yapt? bilemiyorum, yeni bir bölüm için 7 gün beklemek nas?l bir tedirginlik ve heyecan yarat?r anlayamad?m ben hiç, arka arkaya dvdlere kaydetti?im bölümleri izlerken.. Ama sonuçta o yeni bölüm s?k?nt?s? içerisinde, merak içinde yeni sezonu beklemekteyim..
Son söz olarak demeliyim ki izlenmeli, göz ard? edilmemesi gereken bir eser. Herkes izledi bende izleyeyim ne olacak diye bak?lmamal?, çünkü ?biraz kli?e olacak ama- herkes kendinden bir ?eyler bulabiliyor bu dizide. Hiç olmad? az biraz bu tarz dizileri seviyorsan?z kaç?rmaman?z gereken bir yap?t..öte yandan bu güne kadar en çok u?ra??lm??, emek sarf edilmi? dizilerden biri olmas? ile büyük bir de?eri hak etti?ine inan?yorum… Daha fazla yazaraktan asl?nda söylenmemesi gereken ama bahsetmeden de duramayaca??m detaylar? aç?klamak isterdim ama bu deh?etengiz zevki sizlere b?rak?yorum.. Ne yap?n ne edin, izleyin, izlettirin.. Hiç olmad? ar?ivleyin, bir gün izlemek isteyece?inize eminim..
namaste! Good luck and thank you..
4 8 15 16 23 42 exec
19 07 2006
Edebiyat?m?z?n ödül zengini yazarlar?ndan biri olan Hasan Ali Topta?, gündeme geldi?i ilk dönemlerde kendisinden, ?Türk edebiyat?n?n Kafka?s?? ya da ?Yeni Yusuf At?lgan? ?eklinde söz ettirdi. Ancak, son roman? Uykular?n Do?usu ile birlikte art?k o, sadece Hasan Ali Topta??t?r. Edebiyat çevrelerinde giderek yayg?nla?an, hakk?nda s?kça yaz?lar yaz?lmaya ba?lanan, hatta ara?t?rma projelerine konu olan bir yazard?r.
Topta???n, bir röportaj?nda, ??romandan ne anlad???m?n roman?? dedi?i Bin Hüzünlü Haz adl? öncül roman? üzerinde duraca??z.
Bir aray???n ifadesi olan Bin Hüzünlü Haz?da klasik roman kavramalar? (kahraman-anlat?c?-olay-olay örgüsü-vs) içinde de?erlendirebilece?imiz herhangi bir kavram yoktur. Hepsi birbirinin içinde, estetik bir helezon gibi devinmektedir. Hareketin içinde var olan; ancak zaman?n? kendisi yaratan ba?ka türlü bir yap?tt?r.
Bin Hüzünlü Haz için, Hasan Ali Topta???n roman anlay???n?n k?lavuzudur da diyebiliriz. Esere bu gözle bak?ld???nda, di?er romanlar?n?n daha net bir bak?? aç?s?yla de?erlendirilebilece?i kan?s?nday?m.
Bin Hüzünlü Haz?da anlat?c?, roman boyunca Alaaddin?i arar. Alaaddin ise suçtan ar?nm??l???ndan tedirgin olan ve bu nedenle kimli?ini olu?turamad???n? dü?ünen biridir. ?nsan olarak tasavvur edilen Alaaddin, roman boyuca çe?itli ?ekillere girer.
Alaaddin bir s?n?rs?zl?kt?r. Her ?ey olabilir. Roman boyunca Alaaddin ismiyle ifade edilen ??ey? sabit bir kavram? ifade etmez. ?kimi zaman gözünü budaktan sak?nmayan zorlu bir cengâvere, kimi zaman kad?ns? davran??lar sergileyen cariye yüzlü mahcup bir ?ehzadeye? dönü?ebilece?i belirtilen Alaaddin için anlat?c? bir yerde ?insan de?ildir bu Alaaddin? der. Yine ba?ka bir yerde de Alaaddin?in s?n?r?n? tamamen kald?rmak için ?u ifadeyi kullan?r, ?hiç tad?lmam?? bir özlemin, kelimelere dökülmemi? bir duygunun, henüz ?ekline göz de?memi? bir e?yan?n, ya da hayali bile kurulmam?? bamba?ka bir hayat?n ad? olabilir.?
Bir konu?mas?nda da O?uz Atay??n ?ben buraday?m sevgili okurum, peki sen nerdesin?? sözünü kendisine geçmi?te çok yineledi?ini söyleyen Topta???n okuruna sundu?u özgürlü?ün ad? olabilir Alaaddin. Topta???n, Bin Hüzünlü Haz?la ve di?er romanlar?yla, okuyucusuyla var olabilecek metinler sunmas?n? Alaaddin ve sihirli lambas? ile özde?le?tirebiliriz. ?çinde ona diledi?ini verebilecek bir cin bulunan sihirli lamba vard?r ortada; ancak bu lamba, kendisini ovacak Alaaddin?i, okuyucusunu aramaktad?r.
Eserin ba??ndaki epigrafta Haraptarl? Nafi?nin ?Hayat nedir diye sorarsan, bilmiyorum evlat; sormazsan biliyorum?? cümlesinden de bu yorumu ç?karabiliriz. Topta?, eserlerinde okuyucusuna yol gösterici olmaktan çok, ona anlatmak istediklerini sezgi/yorum yoluyla hissettirmeyi seçer. Anlatmak istedi?i ?anlam?? okuyucusuyla kurmak isteyen yazar-anlat?c? eserin bir yerinde bunu aç?kça ifade eder: ?Hikâyenin bütünlü?ü daha fazla çözülmesin diye, bu bölümde de bo? b?rak?lm?? birkaç sayfa tad? bulunsun istiyorum çünkü ve böylece hikâye, bir süre de olsa benli?imin s?n?rl? bak???ndan kurtulup rahat bir soluk alabilsin, kendisi kalabilsin, ya da anlatmakla ben onu bir yandan ya?at?p, bir yandan öldürüyorsam, bu güzel günah?n biraz? da sizin (okuyucunun) olabilsin, istiyorum.?
?ükrü Erba??la yapt??? bir röportajda da Topta?, okuyucusu için ?u sözleri sarf eder: ?ben okuruma ?varsa e?er, bir yerlerde ya??yorsa ya da olacaksa- güveniyorum; en az?ndan benim okurum, benim bir oturu?ta tüketiliverecek türden romanlar yazmad???m? bilen bir okurudur.?
Alaaddin, Samuel Beckett??n ?Godot?yu Beklerken? adl? muhte?em oyunundaki gibi yoklu?un varl??? da olabilir. Yazar-anlat?c? ?henüz Alaaddin?in yoklu?unu kaybetmeyi göze alam?yorum. Elimde o yokluktan ba?ka hiçbir ?ey yok çünkü?? der. Buradan Alaaddin?in, yazar-anlat?c?n?n yazma sebebi oldu?u yorumuna ula?abiliriz. Alaaddin?in s?n?rs?zl??? daha pek çok ?eyle doldurulabilir. Yazar, Alaaddin?le muhte?em bir görecelik kurgulamaktad?r. Bu görecelik, eserini uzun y?llar ya?atabilecek güçtedir. Alaaddin, Türk edebiyat?ndaki en güçlü imgedir.
Topta???n roman anlay???n?n roman? gözüyle bakt???m?z Bin Hüzünlü Haz?da imgelerle düzenlenmi?; ancak, roman kuramlar?yla ilgili akademik yap?tlardaki bilgileri ve titizli?i aratmayacak derecede ustaca dü?ünülmü? ayr?nt?lara geçelim. Eserde, MOTEL ROM ve orman kelimeleriyle kurulan imgeler, roman gelene?ini ifade etmektedir. Ancak bu gelenek ne Bat? edebiyat?yla ne de Do?u edebiyat?yla s?n?rl?d?r. Asya ve Avrupa k?talar? aras?nda köprü vazifesi gören Türkiye topraklar?nda var olup, bir ?ekilde bu topraklara girerek vücut bulan iki kültürün de gelene?ini yans?t?r.
MOTEL ROM?daki kad?n, motelin üst katlar?nda gezinmesi için ?srar etti?i yazar-anlat?c?ya roman?n geçmi?ini daha yerinde bir ifadeyle edebiyat tarihini sunmaktad?r. Ancak, daha sonradan merak etmesine ra?men, dönmedi?i bu tarihe ormanda rastlar. Ormanda, K?rm?z? Ba?l?kl? K?z?dan, K?rk Haramiler?e, Ormanc? ve Çocuklar??na, Don Ki?ot?tan, Gregor Samsa?ya kadar çe?itli masal kahramanlar?na ve Dünya edebiyat?n?n ölümsüz tiplerine rastl?yoruz. Yazar-anlat?c? bu bölümün sonunda ?derken, ormandan ancak orman?n içindeyken, d???n? hayal ederek ç?kabilece?imi dü?ündüm? diyerek, gelene?in içinde var olup, kendisini olu?turanlar? yok saymadan kendi dü? gücü ile özgünlü?ünü elde edebilece?ini belirtiyor.
Eserin bu bölümünde söz konusu kahramanlar?n yan? s?ra yazar-anlat?c? ormanda gezinirken a?aç diplerine çökmü? tinerci çocuklara, ellerinde çocuklar?n?n foto?raflar?yla gezinen gözü ya?l? annelere, toplumsal düzen için sokaklarda boykot yapan göstericilere rastlar. Bu çe?itlili?in sebebini dönemin zihniyetini vermek amac? ile özde?le?tirebiliriz. Eserdeki toplumsal ele?tiri, edebiyat gelene?i ile birlikte ortaya ç?kmaktad?r. Yazar-anlat?c?, edebiyat tarihi içinde gezinirken, içinde bulundu?u topluma gözünü kapatmad???n? bu ?ekilde göstermektedir. Toplumdaki z?tl?klar? yine z?tl?klarla ifade etmektedir. K?rm?z? Ba?l?kl? K?z??n yan?ndan geçti?i a?ac?n alt?nda bir tinerci çocuk vard?r sözgelimi.
Topta???n eserlerindeki toplumsal ele?tiri, Yusuf At?lgan?? and?r?r. Çünkü At?lgan da Anayurt Oteli?ndeki, eskiden konak olan otelin yap?m?n? ve otele dönü?ümünü verirken, örtük bir biçimde ciddi bir toplumsal ele?tiri yapmaktad?r. Topta???n özgünlü?ü su götürmez bir gerçek oldu?undan bu benzerli?in tamamen bir tesadüften ileri geldi?i kan?s?nday?m. Çünkü yaz?n?n ba??nda da belirtti?im gibi, eserleri muhte?em bir helezon gibi devinmektedir. Masal ve gerçek, tarih/geçmi? ve ?imdinin e? zamanl? birlikteli?idir Topta???n kurmak istedi?i. Bin Hüzünlü Haz?daki helezon ise ba?tan ba?a imge ve ça?r???mlarla nak?? gibi i?lenmi?tir. Yazar-anlat?c?, söz konusu helezonun katlar?n? i?lerken anlatt???n?n en nihayetinde bir roman oldu?unu ara ara okuyucuya ? ve her ?ey kelimelerdendi art?k kelimelerdendi sessizlik kelimelerdendi k?z kâkül kelimelerden gerdan (?) Hayat?n ak?l almaz dercede oyuna dönü?tü?ü, hayallerin s?n?r? a??p a??p gerçeklere kar??t???, yerini gö?ünü ne idü?ü belirsiz k?p?rt?larla uzun kuyruklu, güzel güzel yalanlar?n doldurdu?u ve her ?eyin kelimelerle ya?at?l?p kelimelerle öldürüldü?ü, acayip ve soluk renkli bir dünya? sözleriyle hissettirir. Ba?ka bir yerde de ?Ama gene de, o karma?an?n ortas?nda yürüyorum diye bir süre belle?imdeki bak?rc?lar soka??n?n ?ss?zl???nda (bir bak?ma kendi yaratt???m zamanda) yürüyordum sanki? der.
Hasan Ali Topta???n eserlerinde dikkat çeken bir di?er nokta ? sözgelimi? kelimesini çe?itli anlamlarda, hatta bazen kavram olarak kullanmas?d?r. Baz? tasvir cümlelerinde kulland??? bu sözcük, okuyucusuna sundu?u yorum özgürlü?üdür. Zaten eserdeki yazar-anlat?c?n?n ?u sözleri, bu kavramla olu?turulmak isteneni aç?klar niteliktedir: ?Belle?inizde yer eden bir y???n kokuyu, korkuyu, rengi, ????? ve k?p?rt?y? kullanarak, sizin (okuyucunun)sahneyi gözlerinizin önünde çoktan canland?rd???n?z? dü?ünüyorum.? Baz? yerlerde de okuyucunun, asl?nda var olmad??? sürekli tekrar edilen olay?n ak???na kendini kapt?rmas?na engel olmak için kullan?r. Okuyucuyu anlat?lan?n gerçekli?inden uzakla?t?rma amac? güder. Ayn? amaç bazen cümlenin yar?da kesilip paragraf ba??na küçük harfle ?derken? sözüyle girilerek gerçekle?tirilir. Okuyucunun h?z? bir anda kesilir ve yeni bir hayal âlemine sürüklenir. Bazen de yazar-anlat?c? h?z kesme eylemini ??imdi gözlerimi elimdeki kalemin uçlar?nda ezilen sessizli?in c?z?rt?lar?ndan ay?r?p o ikindi vaktine çevirdi?imde? diyerek gerçekle?tirir.
Hasan Ali Topta???n romanc?l???n?n roman? olan Bin Hüzünlü Haz?da yazar-anlat?c? yer yer de yazma sürecinin sanc?lar?ndan ve keyfinden söz eder. ?Kenarlar?, bize dünyan?n öteki ucunda yank?lan?yormu? gibi gelen incecik kalem c?z?rt?lar?yla süslenmi?; içi sanc?l? daktilo t?k?rt?lar?, al?n ka??malar, deri de?i?tirmeler, yar???rcas?na yan yana yürümeler, efkârl? efkârl? sigara içmeler, dudak bükmeler, aniden kalk?p ??ng?r ??ng?r oynamalar ve kâ??tlar?n beyazl???na do?ru yay?lan belli belirsiz gülümsemelerle doldurulmu?; hem dervi?lerin çile odalar?na hem de cennetin sonsuzlu?una benzeyen, bir varm?? bir yokmu? tad?nda, uzun uzun geceler?? sözleriyle yazar-anlat?c?n?n okuyucusuna ula??rken ya?ad?klar? ifade edilmektedir.
Hasan Ali Topta?, Y?ld?z Ecevit?in deyi?iyle ?Soyut bir resim sanatç?s? gibi, d?? dünyadan ald??? formlar? metninde malzeme olarak kullan?yordur; sonra inan?lmaz bir titizlikle onlar? farkl? formlara dönü?türüyor, daha önce var olmam?? yap?lar yarat?yordur.?
Topta???n eserlerindeki imgelerin, hayal gücünün, döngülerin ve muhte?em dilin tad?na varmak için önce Bin Hüzünlü Haz?dan ba?laman?n yerinde olaca?? kan?s?nday?m. Türk edebiyat?ndaki öncül metinlerden biri olan bu eser, sadece Topta???n okurlar?n?n alaca?? keyfi art?rma d???nda yazar adaylar? için de e?siz bir rehber olabilir.
Y?ld?z Ecevit, Türk Roman?nda Postmodern Aç?l?mlar, ?leti?im Yay?nlar?, 2004, ?stanbul kayna??ndan faydalan?lm??t?r.
Elif Türker/Kaçak Yay?n
9 07 2006
Kanadal?lar paten ve kayak d???nda müzik de yap?yorlar!
Yazar bir güzellik yar??mas?nda ?Iss?z bir adaya dü?seniz yan?n?za alaca??n?z üç ?ey nedir?? sorusuna ?Bloc Party, Broken Social Scene ve Richard Ashcroft? cevab?n? veren Miss CANADA?ya tam puan vermi?tir. Sevgi, bar??, karde?lik yan?t?n? veren güzel ise direkt diskalifiye olmu?tur.
Jim Carrey?nin de?i?iyle buz gibi, sald?rgan, ziyan ülke Kanada, Birle?ik Devletler ile en geni? s?n?ra sahip olmas?n? ra?men, kar tanesi e?sizli?ini koruyan bir ülkedir. Kanada?ya Kuzey Amerika ülkesi diyemezsiniz. Kanada halis muhlis Avrupal? kökenini korumu?tur. Biz eyaletlerimize ?state? demeyiz, ?province? deriz diyen Kanadal? k?z?n ?irinli?ine hasta oldu?um dönemlerde tan?d???m tek Kanadal? Alanis Morissette idi. (Bir de Sum 41 vard?. Kliplerinde DMX?i misafir ettikten sonra ?bu adam?n Amerika?da ünlü bir repçi oldu?unu bilmiyorduk.? ?eklinde ak?llara ziyan bir demeç verdikten sonra benim için ba?lamadan bitmi?lerdi) Zamanla Kanada?ya yo?unla?t?m. Genellikle Kanada?n?n posta pullar? hakk?nda bir bilgim vard?. Müzi?ini ay?rt edemiyordum. Duydu?uma göre Britanya?dak? müzisyenlerin zebilli?ini ve pespayeli?ini Kanadal? rock?ç? arkada?lar kolluyormu?.
??te böylesine acayip bir ülkeden ç?k?yor The Organ. Kanada, malumunuz, karla buzla kapl? bir ülke. Fakat ?zlanda?da öyle. ??te bu noktada buz kavram?n?n ülkeden ülkeye de?i?ti?ini belirtmek gerekir. Kanada?dan Sigur Ros veya Björk beklemeyin. Kanada?dan enstrüman?n? kap?p Birle?ik Devletler ile Birle?ik Krall?k aras?nda bir yerlerde müzik yapmaya çal??an gençleri bekleyin. The Organ ise tamam?yla enstrüman?n? kap?p ortamlara akan indie k?zlardan te?kil bir grup. ?simlere de bir bak?n?z: Ashley, Debbie, Katie, Jenny ve Shelby. ?Frontman? kavram?na neyi uygun görürsünüz bilmem. Bana bir psikolog ?frontman? kelimesi sana ne ça?r??t?r?yor dese ?Liam Gallagher? cevab?n? koyar?m. ?Peki ya frontwoman?? Lise de olsayd?m Dolores O?Riordan derdim fakat ?imdi Katie Sketch demek zorunday?m.
?kinci bir Toni Braxton vakas?. Hakk?nda uzun y?llar erkek mi kad?n m? diye geyik yap?lan Toni Braxton?dan farkl? olarak Katie rahats?z edici derecede güzel sesiyle kad?n oldu?unu ispatl?yor. Fakat ?ekil ?email kaykay dükkan?n?n ç?ra?? emo boy?la neredeyse ayn?. Yine de ?u anki en cool, en orijinal kad?n rock vokal diyebiliriz kendisi için. En önemli nokta ise Katie?nin Morrissey etkile?imli sesinin ?ark?lar?ndan eksik olmayan hammond organ?n tonuyla eküri olmas?. Hammond organ dedi?imiz enstrüman The Organ?da yeniden vücut bulmadan önce bakal?m ne i?lere yaram??: Laurens Hammond?un devasa bir enstrüman olan ?pipe organ?a sahip olamayan küçük kiliseler için bir alternatif olarak tasarlad??? bu elektrikli alet gospel, jazz derken 60?larda rock müzik için kullan?lmaya ba?lam?? ve The Organ?da (bence) son halini alm??. Nas?l Keane gitar kullanmayarak ortamlarda karizma yapt?ysa The Organ için de ayn? ?eyi hammond orgu kulland??? için söyleyebiliriz.
Peki The Organ dinlerken kendimizi ne dinliyormu? gibi san?yoruz. Cevap çok uzak de?il: The Cure. (Direk taklit demiyoruz. En baba gruplar?n bile esinlendi?i birkaç grup vard?r. Kald? ki , kültlü?e do?ru emin ad?mlara giden The Organ gidip de Right Said Fred?ten esinlenecek de?ildi) En uzak insan bile bu tespitte bulunabilece?inden The Organ??n Rolling Stone Türkiye?nin yay?ma ba?lamas?ndan sonra güzelce patlayan Grab That Gun albümüne bakal?m.
Albümdeki en sönük ?ark? olan Brother??n neden bu kadar tutmu? oldu?unu anlayamamakla beraber albümdeki favorimin ?Steven Smith? isimli ?ark? oldu?unu belirtmeliyim. Steven Smith?in kim oldu?unu, hangi grup üyesinin hayali arkada?? oldu?unu veya kimin alter egosu oldu?unu bilmemekle beraber internnette yapt???m ara?t?rmalarda ?u sonuçlara rastlad?m: ?ngiliz jokey, ?skoç futbolcu, NBA oyuncusu ve NASA astronotu var Steven Smith ismine sahip. Biraz üst paragraflara ç?karsak belki bir ipucu yakalayabiliriz: Steven Smith ki?isinin Bay Steven Morrissey ve Bay Robert Smith?in adlar?ndan yola ç?k?larak yarat?lm?? bir süper kahraman olmas? kuvvetle muhtemel. Albümdeki bir di?er ?ark? Basement Band Song ?Dinledikten Sonra Asla Eskisi Gibi Olamayaca??n?z ?ark?lar Volume I? complation albümünde de bulunuyor.
?ark?lardaki aseksüellik ister istemez akla Morrissey?i getiriyor. Kolay vocabulary?si ile ?ngilizce?yi yeni ö?renenlere listening dersinde Boat On The River?a alternatif olarak dinletilebilecek ?ark?lara sahip bir albüm. Fakat b?rak?n tüm s?n?f?, albüm ikiden fazla ki?iyle beraber çekilmeyecek kadar melankolik. Asla bir parti albümü de?il. Albümde al?n?p verilmeyen bir?eyler var. Albümde hep bir çaresizlik, a?k hayat?nda ?anss?zl?k hakim. Grupta hiç erkek olmamas? erkeklere kar?? böylesine bir durumun ürünü olabilir, Katie?nin k?z lisesi mezunu olmas?ndan da olabilir. (Kanada?daki Alman Lisesi ekolü belki de)
Albüm kapa??ndaki sadeli?e ve retroya yol yap???na hiç girmiyorum.
Daha fazla ahkam kesemeyece?im. The Organ ? Grab That Gun. Kanada. Erkeksi K?zlar. ?ndie!
5 07 2006
Kabalc? Kitabevi‘nin ücra kö?elerinde dola??rken dikatimi çekmi?ti bu ba?l?k, sonradan farkettim ki gerçekten de Suede’i anlatan en do?ru sözlerdi bunlar. Renkleri ne siyah, ne beyaz, maviydi. Aileleri, ya?ad?klar? çevredekiler, arkada?lar?, kendileri hep mavi yakal? ingilizlerdendiler, ve i?lerine metroyla de?il de banliyö treniyle gidiyorlard?, çünkü ?ehrin içinde de?il de banliyölerinde ya??yorlard?.
Brett Anderson ve Mat Osman ilk kez bir grup kurmaya karar verdiklerinde henüz 14 ya??ndayd?lar; kurduklar? ilk grubun ad? ise Geoff‘tu. Çok amatörce bir tutkudan öteye geçemeyen bu grubun ya?am süresi de tabii ki çko k?sa olmu?tu. Daha ciddi bir denemeye ise ancak Brett 1988′de Londra‘ya ta??nmaya karar verdi?inde kalk??abildi. Yine bir grup kurmak istedi, ve tabii ki ilk arad??? ki?i çocukluk arkada?? Mat Osman‘d?. Ancak grubun bir eksi?i vard?: gitarist. Bernard Butler‘?n grupla tan??mas? ise bu aray?? sonucunda oldu; Brett ve Mat, o zamandan günümüze kadar Ada’da ve Dünya’da müzi?e yön veren iki dergiden biri olan Melody Maker’a verdikleri “Morrissey ve David Bowie’den etkilenmi? gitarist aran?yor!” ilan? sonucunda ileride Britanya’n?n en iyi gitaristlerinden biri olacak olan Bernard Butler‘la tan??t?lar.
O zamanlarda bir davulcular? olmayan ve say?lar? ikinci gitarist olarak gruba kat?lan, sonradan Elastica‘y? kuracak olan Brett Anderson’?n k?z arkada?? Justin Frischmann‘la bir artan “Suave and Elegant” ad?ndaki grup, canl? performanslar?n? drum machine yard?m?yla gerçekle?tirebiliyordu. Eski The Smiths daculcusu Mick Joyce‘un da kat?l?m?yla grup üyelerinin isim konusunda dü?tükleri anla?mazl?k nedeniyle hiçbir zaman yay?nlanamayan “Be My God”/”Art” halen en az bulunabilen Suede ürünlerinden.
Davulda Simon Gilbert‘in kat?l?m?yla tamamlanan grup ilk single’? “The Drowners” ? piyasaya sürdü?ünde sene 1992 idi. Çok ilgi gören bu single ile grup Melody Maker‘?n kapa??na ç?kt?, as?l patlamalar? da bundan sonra gerçekle?ti, ki bunda Brett Anderson‘?n “Hiç bir zaman bir homoseksüel ili?ki ya?amam?? bir biseksüelim” aç?klamas?n?n ad pay? vard?.
Y?l 1993 oldu?unda grubun ad?n? ta??yan ilk stüdyo albümleri piyasadayd?. Single olarak da piyasada olan “The Drowners“, “Metal Mickey“, “So Young” albümün en dikkat çeken ?ark?lar?yd?. Daha ilk albümlerinden hissedilebiliyordu farkl? olduklar?, sözlerden ve vokalden kopuk gitar, ara s?ra onlarla da kesi?erek ac?y? tam kursa??nda hissettiriyordu insana.
Sonraki y?l, 1994′te grup ikinci stüdyo albümleri olan, ve Suede‘in milad? olarak adland?r?labilecek “Dog Man Star“? kaydederken gruba riff’leriyle hayat veren Bernard Butler gruptan ayr?lmaya karar verdi, grup y?lmad?, da??lmad? ve en Bowie‘msi, en glam, en hüzünlü albümünü yay?nlad?. Neredeyse tüm ?ark?lar? muhte?em olan bu albüm, Suedeseverler taraf?ndan halen en ba?ar?l? albüm olarak nitelendirilir. Heroine ve Daddy’s Speeding gibi ?ark?lar grup elemanlar?n?n idolleri hakk?nda ufak ipuçlar? veriyor, grup ta onlar? bu ?ekilde anm??, borçlar?n? ödemi? oluyorlard?. “The Asphalt World” le geldikleri çevreyi anlat?yorlar, belki de ilk a?klar?n? çal?yorlard?. ?ark?lara çektikleri kliplerde de genelde “Glam” hava seziliyordu. New Generation‘un klibinde küçük bir odada tamamen sepya tonlarda çocuklarla oynuyorlar, Brett’in farkl? saç? dikkat çekiyordu. Grup toplumsal mesaj vermeyi de ihmal etmiyor, “We Are The Pigs“le geçmi?e zor anla??lan göndermeler yap?yordu.
Bu ba?ar?s?na ra?men ne yaz?k ki sat??larda beklenen ba?ar?y? yakalayamam??t? albüm. Oasis ve Blur‘ün yükseli? dönemine denk gelmesi ?anss?zl?k olarak adland?r?labilir, zira o dönemler Damon Albarn-Liam Gallagher çeki?mesi gündemi çok fazla i?gal ediyordu. Hatta gerginlik Brett’le Damon aras?nda bile artmaya ba?lam??t? ki Damon‘?n Brett‘in eski k?z arkada?? ve eski Suede üyesi Justin‘le ç?kmas? zirveye ç?kt?. Brett sahnede çok parlak bir performans gösterirken Damon alkollü olarak sahneye ç?k?yordu, hatta Damon’?n “Charmless Man” ?ark?s?n? Brett Anderson‘a yazd??? rivayet edilir.
Ne kadar ?ngiltere tarihinin en ba?ar?l? albümlerinden birini de yaratm?? olsalar art?k ruhlar?n?n bir parças?, Bernard Butler yoktu. Ancak grup da??lmak yerine, yeni bir gitarist bulmak için bir ilan verdi, gelen yüzlerce aday aras?ndan daha henüz 17 ya??nda olan, müzik üretmeye ba?lama nedeni olarak Suede‘i gösteren ve en büyük hayalini ya?amak üzere olan Richard Oakes‘u gruba dahil etti. Brett Anderson o gün için ?öyle bir aç?klama yapm??t?r sonradan: “?çeri girdi, havas? çok farkl?yd?. Zaten ‘bir ?ark? çalsana’ dedi?imizde çald??? ?ark?n?n Heroine olmas?ndan gruba dahil olaca?? belliydi”. Richard gruba ilk dahil oldu?unda sadece konserlerde çalmakla yetiniyor, ancak Bernard’?n ?ark?lar?na cover yapabiliyordu. O’nu ?ark? yazmaya yönlendirmek isteyen grup elemanlar?, O’nu yatakodas?na kitlediler, ve ç?kan sonuç “Together“d?. 
Ne kadar Bernard benzeri bir gitarist bulmu? olsalar da o Bernard de?ildi, ve grubun tarz?nda baz? farkl?l?klar oldu?u hemen anla??labiliyordu, eski Suede olmasa da yine de Suede‘di. Eski tad? yakalayamayan grup yeni kan aray???na girdi. Tam bu s?rada klavyede Neil Coding konserlerde gözükmeye ba?lad?. Neil sadece klavye çalm?yor, ayn? zamanda Bernard‘?n gidi?iyle Brett‘i zorlayan vokaller ve ?ark? yazma konusunda da O’nu rahatlat?yordu.
Neil geldikten sonraki ilk albüm olan Coming Up 1996 y?l?nda yay?nland?. Bu s?rada Brit-Pop’taki gerilim dinmi?, Suede tekrar zirveye yerle?mi?ti. Özellikle “Filmstar“, “Trash“, “Beautiful Ones” gibi ?ark?lar bir anda hit olmu?, bunun yan?nda albüm “Starcrazy” gibi muhte?em ama fazla dikkat çekmeyen ?ark?larla gelmi?ti. Grubun hayranlar? “The Chemicals Between Us” ile sevdiceklerine sitem etmi?ler, “Saturday Night” ile romantik anlar ya?am??lard?.
Bir y?l sonra, 1997′de o ana kadar yapt?klar? tüm b-side’lar? 2 cd’lik bir albümde toplad?lar, “Sci-fi Lullabies” ad?yla piyasaya sürdüler. Bu albüm hayranlar için tam bir hazineydi. Gözden kaçm??, belki de en iyi üçüncü olmu?, ancak single’a sadece 2 ?ark? koyulaca?? için aç?kta kalm?? ?ark?lar yay?nlanm??, grup Dog Man Star‘dan sonraki belki de en ba?ar?l? ?ark?lar?n? Suedeseverlere hediye etmi?ti. Albüm sanki inter-rail reklam? için yaz?lm?? bir ?ark? olan “Europe Is Our Playground“, Brett‘in “Suede’in en sevdi?im ?ark?s?” olarak tabir etti?i “He’s Dead“, masallardan f?rlam?? gibi duran ve sonradan Suede‘in en sevilen b-side’? seçilen “Killing Of A Flashboy“, ne zaman, ne ko?ulda dinlenirse dinlensin insan? hüzünlere bo?an “My Dark Star“, insanlar? i?e gitmemeye davet eden “Every Monday Morning Comes“, “lads” kültürünün bir yans?mas? olan ve insana eskileri dü?ündüren “Young Men“, “Jumble Sale Mums“, “These Are The Sad Songs” ve “Sadie” gibi muhte?em ?ark?lar? içeriyordu. Bu albümün ne kadar iyi oldu?u zaten Suede’in hayranlar?na özel konserlerinde sadece b-side çalabilen bir grup olmas?ndan belliydi.
Grubun bir sonraki albümü “Head Music” 1999′da ç?kt???nda herkes çok ?a?k?nd?. Grup elektronik altyap?lar üzerine ?ark?lar yazm??, suedeseverler beyninden vurulmu?a dönmü?tü. Ancak zamanla anla??ld? ki Suede ayn? Suede‘di, sadece yarat?c?l?klar?n?n onalr? götürdü?ü yön de?i?mi?ti. “Eveything Will Flow“, “Electricity” ve “Can’t Get Enough” en be?enilen ve listelere üst s?ralardan giri? yapm?? ?ark?lar da olsa, bu albümden en dinlenesi ?ark? “He’s Gone” d?r.
Albümün yay?nlanmas?ndan 2 y?l sonra, 2001′de Neil Coding ya?ad??? kronik yorgunluk sendromu yüzünden grubu b?rakt???n? aç?klad?. Alex Lee onun yerini konserlerde de alm??, hatta son stüdyo albümleri olan “A New Morning“in demolar?na da kat?lm??t?. Yeni albüm 2002′de grup da??lmadan henüz önce yay?nland?. Head Music‘ten sonra daha samimi gelmi?ti albüm dinleyenlere, “Suede eskiye mi dönüyor?” söylentileri dola?maya ba?lad?.
13 Aral?k 2003 günü Suede‘in son konserine ç?kt??? gün oldu. 5 gece boynuca, her bir geceyi bir albümlerine ithaf ederek tüm ?ark?lar?n? çald?lar, ve son gün “Suede ad? alt?nda bundan sonra hiçbir projemiz olmayacak” diyerek brit-pop evreninden ayr?ld?lar.
Suede ?ehir hayat?n? anlatt? y?llar boyunca, elektrik tellerinde kaybolan gözleri, saçlar? boyal? protesto gösterilerinde yer alan i?çileri, a?k?na kar??l?k bulamam?? lümpenleri dillendirdi.
Bowie’ye tapt?lar, Morrissey‘le yat?p kalkt?lar, brit-pop’un mavi yüzüydüler.
5 07 2006
-Abi necro robe’u buldum.
-O da bir ?ey mi la siyah %15′lik robe buldum!
-Olum camdan balta buldum!
-Hade la…
Oblivion: “yeryüzüne gelmi? en iyi bilgisayar oyunu!” ?eklinde öznel oldu?u kadar baz? çevrelerce “?yk” tepkisiyle kar??la??lacak bir giri? yapmak istiyorum. Yapt?m.
Oblivion gibi bir ?aheseri parça parça olsun toptan olsun ayr?nt?l? biçimde ve içime sinerek incelemem mümkün de?il. Yaln?z ben kolaya kaç?yorum ve parça parça anlatmaya çal???yorum. (Bu arada az önce evinin içinde bir adam? tek bir b?çak darbesiyle öldürdüm d??ar? ç?k?p imperial korumalara “naber haj?” çektim onlarda “Sevgili vatanda?, nas?l gidiyo? Var m? bi ?ikayetin?” ?eklinde cevap verdiler. Tabi bunun nedeni illusion skillimin 82 olmas? ve alemi doland?racak büyüleri biliyor olmam da olabilir.)
Öncelikle oyunun kolay anlat?labilecek k?s?mlar?yla ba?layal?m:
1) Grafikler: Canavar makinalarda çiçekleri böcekleri izlemekten bazen oyunu oynamay? unutabilirsiniz. Grafiksel buglar oldukça az, yaln?z geçenlerde at?m?n üzerinde bi at gördüm. “Shadowmere! Hay?rr!” ?eklinde ba??rd?m. Bug oldu?unu farkedince baya bi sevindim. Genel anlamda 5 mekan var oyunun geçti?i. Ormanlar, Zindanlar, Ma?aralar, Binalar ve ?ehirler. Ormanlarda gezen ceylanlar, a?açlar?n yerle?imleri, sal?n?mlar?, sald?ran ve aç oldu?unuzda çok i?e yarayan kurtlar, etrafta her derda deva lokman hekim havas? ya?atan bitkiler, bunlar?n tümü oyunun yapay zekas? taraf?ndan yerle?tiriliyor. Yani ormanlarda her ?ey geli?igüzel! Tabii ki ma?alar?n, zindanlar?n yerleri sabit. Ba?ka bir makinada oynarken “yaw burdaki çe?me nooldu” ?eklinde triplere girmiyoruz yani.
Zindanlar inan?lmaz?I??kland?rma efektleri, yer ve duvar kaplamalar?, kap?lar, sand?klar her bi?ey inan?lmaz. Bazen saatlerce bir zindanda gezdi?im oluyor. “Abi adamlar yapm??” ?eklinde. Halbuki Yerebatan Sarn?c? da baya bir güzel.
Herbir ?ehrin kendine ait mimarisi var. Goti?inden tutun modernist olana, amerikan rüyas? tak?landan, bozcaadams? rum mimarisi ?irinli?inde olanlara kadar (bir de imperial city var ama o çok ayr??apayr??) ?ehirlerin her biri kendi ki?ili?ine sahip. Zaten bir ?ehirde 3-4 gün geçirince oradaki esnafa, sokaklara, evlere o kadar a?ina oluyorsunuz ki kendinizi bir garip hissediyorsunuz. (ya da ben çok duygusal?m)
Ma?aralar hiçbir zaman favorim olmad? (az alt?n ç?k?yor ?erefsizlerden) ama yine de co?turmu? adamlar. Yerden bi duman ç?k?yor, “hah diyosun ma?ara i?te”. Yani bunu hayat?nda ma?ara görmemi? adama dedirtiyorlar.
2) Yapay zeka: Muhte?em. Abart? de?il bu hakikat efendim.Burada tek ve dandirik bir örnek verece?im ama oyunu oynuyorsan?z/oynayacaksan?z bana hak vereceksiniz. Üzerimde sava? k?yafetlerim (siyah bir robe ama ne robe?) lüks bir partiye ortal??? da??tmaya giderken kap?daki koruma bana “arkada??m zorluk ç?karma” deyip uzakla?t?rd?. Üzerime kürkümü giydim alt?n kolyemi takt?m, bir de “charm” (karakterlerin size olan sempatisini art?ran) büyüsü çakt?m kafas?na, “ooouwww abim benim, buyur” dedi. ?çeride cay?r cay?r yananlar?n da vebalini ald?.
3)Oynanabilirlik: bu kadar kompleks bir oyun do?al olarak kolay yönetilemiyor. çok fazla seçenek ve yönetim dalgas? var. bazen kafa yenebiliyor. “ay ordan ?u ta?? ?uraya sokay?m bu arada healing potion içerken bi elimle de fire bolt atay?m” gibi…
4) Oyun: bu bölüm parçalanamayacak olan oyunun bütünlü?ünün birden ele al?nd??? bir bölüm olsun dedik:
Oyundaki e?yalar?n, kitaplar?n, ta?, ?v?r z?v?r?n çe?idini sayam?yoruz. Bu zaten mümkün de?il. Hepsini denemeye nail olan birinin varl???ndan ?üpheliyim. Oynu oynarken en büyük mutluluklar? çok cafcafl? bir alet bulunca ya??yoruz. Örne?in k?ç? k?r?k goblinlerin ya?ad??? dumanl? le? bir ma?arada bir sand???n içinden 16000 alt?nl?k bir sava? baltas? (20 puanl?k ate? damage + paralyze) ç?k?nca yerimde duramam?? z?plam??, z?plam??t?m?
Kitap okumak?Saatlerinizi alabilir. Ama okurken akl?ndan “lan bu oyunu yapanlar?n i?i mi yok” ?eklinde dü?ünce geçmedi?ini iddia eden taocudur. 84 sayfal?k bildi?in kitap ç?kt?, ü?enmedim okudum, sonunda da bir halt ö?renmedim. Ha ne oldu, alteration skillim artt?. Ayr?.
Atlar?Shadowmere’im, canim, biricik korumam, nallar?na gurban oldu?um, k?rm?z? gözlerine bitti?im?psikopat?m benim. Bir süre sonra sizinle cenk eden, kaçan adam? yakalay?p bi çiftede orac??a y??an at?n?zla duygusal bir ba? kuruyorsunuz.
Level, Skill vs. sistemi: Level atlamak zor?gerçekten zor.öyle iki adam? yak?nca level atlanm?yor maalesef. Üstelik siz atlad?kça dü?manlarda atl?yor, yani Diablodaki gibi level 1500 olup diabloya pis pis bakarak öldürmek yok? Skillerin puanlamas? dungeons and dragons’dan oldukça farkl?. 30 minimumdan ba?l?yor ve oyunun ba??nda ?rk?n?z? ve kariyerinizi belirlerken ana skillerinizi seçiyorsunuz. Örne?in ben bir Breton Dark Mage olarak ana skillerim: destruction, illusion, marksman bi de conjuration vard? san?rsam.
Her level atlad???n?zda kariyerinize uygun olanlarda daha fazla olmak üzere seçece?iniz 3 skilli art?rabiliyorsunuz.
Questler: Allaaaah! Bitmiyor! Bu oyun bitmiyor! Akl?mdaki questleri sayay?m bir ç?rp?da: ana quest, dark brotherhood, mages guild, arena, fighters guild, kay?p tablo, orc kad?n ?övalye, uyu?turucu tacirleri, çiftli?e dadanan goblinler, ?erefsiz cheydinhal valisi? Ana queste elimi dokunmad?m daha ve 3 ayd?r oynuyorum. Bitmiyor? Questler o kadar dinamik o kadar heyecanl? ki kendinizi kapt?rmaman?z olanaks?z. Örnek: dark brotherhood’da daha palazlanmam??ken, yani s?radan bir assassinken, bir eve yollan?yoruz. Burada 5 ki?i daha var bizden ba?ka. Evin içinde alt?n dolu bir sand?k oldu?una inand?r?lan bu saflar?n her birini tek tek ama di?erleri ö?renmeden öldürmeliyiz. Art?k birbirine ilgi duyan iki gencin pezevenkli?ini yap?p bir odan?n içinde mi gebertiriz, ya?l? kad?nca??za “charm” ? bas?p tüm s?rlar?n? ö?renip “aman evlad?m ben yat?yorum sen beni koru” diyene kadar bekleyip g?rtla??n? m? keseriz?size kalm??.
Irklar: Akl?mda olan ?rklar? yazay?m bir ç?rp?da: “elf, orc,wood elf, dark elf, breton, imperial, red guard, khajid, nord ve argonian”. Tüm bu ?rklar?n kendilerine ait güçlü e zay?f yanlar? var. O kadar güzel düzenlenmi? ki, her biriyle bir oyun aças? geliyor insan?n.
Oblivion rpg severleri, sevmeyenleri, adventure hayranlar?n?, fps hayranlar?n??, the sims hayranlar?n?, need for speed hayranlar?n? vs. oyunseverleri tatmin edecek kadar mükemmel bir oyun. ?tü Sözlük‘te belirtti?im gibi, yeryüzüne gelmi? en iyi oyun. Evet half-life’tan bile.(üzgünüm gordon?)
çok önemli edit: “lan bu oyunun kötü yan? yok mu?” vaaar. yazmak zorunda m?y?m? gözler palanthasere gidiyor…ve i?tee!
3 07 2006
Bizi Çok Kolay Kand?rabilirdi!
Manic Street Preachers?tan tan?d???m?z, grubun teknik k?sm?n? olu?turan James Dean Bradfield 24 Temmuz?da yeni albümü The Great Western?? Sony?den ç?kart?yor. 10 adet ?ark?dan olu?an albümün ilk single?? albümün de ilk ?ark?s? olan ?That?s No Way To Tell A Lie? olacak.
JDB(James Dean Bradfield)?nin bir manik oldu?u ?ark?lardan o kadar belli ki, albüm James Dean Bradfield ad?yla de?il de Manic Street Preachers ad?yla yay?nlansayd? en eski MSP(Manic Street Preachers) dinleyicileri bile farkedemezdi. Özellikle JDB?nin kendisinin de çok ?üpheli yakla?t??? ve daha önce sadece ?Ocean Spray? de denedi?i söz yazma i?inde ise gayet ba?ar?l? oldu?u söylenebilir. Kendisi de ?Ocean Spray? in farkl? oldu?unu (malum, annesini kaybetmesi üzerine yaz?lm??t?), bir daha hiç ?ark? sözü yazmaya te?ebbüs edemeyece?ini söylemi?ti ki; (fikrini de?i?tirdi?inden olsa gerek) tamamen kendi yazd??? ?ark?lardan olu?an* bir albüm yaratt?. Yine MSP??n özelliklerinden biri, toplumsal mesajlar öne ç?k?yor ?ark?larda. Özellikle ?Say Hello to The Pope?, ?To See A Friend In Tears? gibi ?ark?larda çok aç?kça verilen mesajlar albümün bütününden eksik olmam??.
Müzikal aç?dan bak?ld???nda MSP??n geçirdi?i evrime JDB?nin ki?isel olarak da dahil oldu?u görülebiliyor. Yine elektronik, kilise ö?eleri, arkada vokal korolar? desteklemi? ?ark?lar?. Bunu ya?a ba?lamak mümkün olsa da bu sadece ilerleyen ya??yla birlikte gelen olgunluk de?il , ya?anan ruhsal bir ümitsizli?in ürünü. Nicky Wire??n ?Bad Boys and Painkillers? ?ark?s?ndaki katk?s?n?n yan?nda ?To See A Friend In Tears?ta da Belçikal? sanatç? Jacques Brel?le birlikte çal??m?? JDB.
Sonuç olarak muhte?em bir albüm, biraz eski Manic?leri, biraz yeni, kabuk de?i?tirmi?, Galler?in ?imdiye kadar ç?kard??? en büyük 100 insan aras?na girmi?, galli JDB?? içeriyor albüm. 24 Temmuz?u, MSP tarihindeki bir milad? beklemek kald? ?imdi.
* ?Bad Boys and Painkillers?da MSP Basç?s? Nicky Wire??n da eme?i var.
3 07 2006
Göztepe‘de, bulmas? oldukça güç bir yerde konu?lanm?? bir müze bu. Gitme f?rsat? buldum ve izlenimlerimi siz de?erli okurlarla payla?mak istedim.
Efendim öncelikle nas?l ula?abilece?iniz hakk?nda bilgi vereyim. Kad?köy’den gz1 ya da gz2 otobüslerine binip bp istasyonunun yan?ndan içeri giren caddenin sonlar?ndaki köprünün oralarda iniyorsunuz, daha sonra Denizbank ?ubesinin yan?ndaki sokaktan içeri giriyor bir miktar yürüdükten sonra önce sa?a sonra sola sap?yorsunuz soka??n sonundaki beyaz kö?k oyuncak müzesi oluyor. Giri? ö?renci için 4 ytl.
ya da Kad?köy’den kalkan ve minibüs caddesinden geçen herhangi bir otobüse binip yine Göztepedeki BP istasyonunda iniyorsunuz ayn? yolu yürüyerek katediyorsunuz ve ula?m?? oluyorsunuz mekana.
Müzenin en alt kat?nda bir konferans salonu var, orada saat ba?? Ye?ilçam’?n Oyuncaklar?, Oyuncaklar?n Ye?ilçam’? adl? belgeseli izleyebilirsiniz. Nebil Özgentürk taraf?ndan haz?rlanm?? bu belgeselde Ye?ilçam’daki oyuncaklardan bahsediliyor, bana kal?rsa biraz zorlama olmu? ve iki nostaljik ö?e olan oyuncak ve eski ye?ilçam filmleri birle?tirilmeye çal???lm??. 18 dakika süren bu belgeselden sonra dünyan?n dört bir taraf?ndan getirilen tarihi oyuncaklar? görme ?ans? sizi bekliyor.
müzenin dekorasyonu oldukça güzel, oyuncaklar konulara ayr?lm??, misal müzenin kafesinde mutfakla ilgili oyuncaklar var, uzay ve bilim kurguyla alakal? oyuncaklar?n oldu?u yerin dekorasyonu ve ???kland?rmas? size uzayda dola??yormu?sunuz izlenimi veriyor. ayr?ca Back to the Future, Star Wars gibi filmlerin müziklerinin çalmas? da ho? olmu?.
Oyuncak Müzesi izlenimlerini yazarken Alman’lardan bahsetmemek olmaz. Adamlar 1910 y?l?nda oyuncak piyasas?n? resmen domine etmi?ler. her konuyla ilgili Alman yap?m? bir oyuncak görebilirsiniz, hepsi de birbirinden güzel.
Bununla birlikte tavan aras? konsepti de ho? olmu?. Tavan aras?na kadar ç?kanlar, oradaki i?arete ald?rmay?p içeriye ?öyle bir bakarlarsa her Türk evinin o klasik tavan aras? konseptini görebilirler (eski e?yalar, k?r?k oyuncaklar, k?zak, bavul gibi).
Yaln?z kafesinden uzak durun derim keza bir po?açan?n 2 ytl oldu?unu gördüm ve ko?arak uzakla?t?m ben. Bunun d???nda nostaljik tak?l?mlardan ho?lanan herkesin görmesi gereken güzel bir yer diyebilirim. Gidin, gezin.
3 07 2006
Ursula K. LeGuin taraf?ndan kaleme al?nan “ikircikli bir ütopya“. Urras ve ba?lang?çta onun “Ay” ? olan Anarres‘te geçiyor bu fantastik roman. Konu genel olarak, Urras’ta bolluk ilüzyonu ve e?itsizlik içinde ya?ayan insanlar?n içinden, var olan sisteme kar?? ç?k?p ayaklanan insanlar?n (kendilerine Odo’cular diyorlar) Anarres’e yerle?ip orada kendi sistemlerini ve mutluluk ülkesini kurma çabalar? ve tüm bu kendi içinde yanl??lar? olan eksikleri olan sistemin as?l “zay?f noktas?n?” gören bir bilim adam?n?n (Shevek) Urras’a olan yolculu?u üzerine. Duvarlar?n y?k?lmas?n?n her ?eyi ba?arman?n anahtar? olarak gören bir “adanm?? ve bocalayan” hayat…
Metis yay?nlar?ndan ç?kan çevirisi Levent Mollamustafao?lu taraf?ndan yap?lm?? ve oldukça ba?ar?l? oldu?unu söyleyebilirim. Önsözdekileri buraya yazmayaca??m ancak kitab?n orjinal ad?n?n “The Dispossessed” olmas? belki baz? ipuçlar? verebilir alt metin hakk?nda.
Anar?izme bir methiye olarak alg?nsa da asl?nda gerçekçi bir ütopya gibi de kabul edilebilir (gerçekçi ütopya m? olur? adam ol demeyin. y?k?n duvarlar? efendim.) Anarres’teki sistemin içindeki problemler, eksik gedik bin tane eleman, yer yer yazar ve karakterler taraf?ndan yerilmeyen ancak okurun gördü?ü gariplikler olay? bir ütopyadan “lan bu kad?n ciddi”ye getiriyor.
Kitap su gibi ak?yor efendim. “Bilimkurgu ?yk” diyenler olabilir. O zaman bu eseri bir manifesto olarak okusunlar, ya da anar?izmin teorik çözümlemesi, ya da a?k maceras? ne bileyim.
Öyle abart? bir dili yok tabi ki. Anlat?m kurnazl?klar?, zeka dolu kurgu falan bekleyenler hayal k?r?kl??? ya?ayabilirler. Fakat belirtmeliyim ki, çok büyük laflar ediliyor, Shevek ve Büyük Odo’nun a?z?ndan. “As?l yolculuk geri dönü?tür” bunlardan biri örne?in.
Mülksüzler ald??? tüm ödüller, en iyi bilimkurgu roman? ünvanlar?, efendim son yüzy?l?n en gral kitab? ?eklindeki gazlar bir yana b?rak?lsa dahi okunmas? gereken bir klasik. Okuyunuz okutunuz efendim. Ben böyle sal?k verdim. kitap bitince de bir sigarayla “The Wall” konursa cd çalara aman derim…
Next Page »